Toplumların ilerleme yolculuğu yalnızca fabrikaların çoğalması, yolların uzaması ya da teknolojinin gelişmesiyle açıklanamaz. Bir toplumun gerçek anlamda gelişmiş sayılabilmesi için insanına sunduğu düşünsel ve kültürel ortam da büyük önem taşır. İnsan, sadece üretmek için değil, aynı zamanda anlamak, anlatmak ve kendini ifade etmek için yaşar. Bu ifade alanı ne kadar genişse, toplumun zihinsel dünyası da o kadar derinleşir. İşte bu noktada sanat, çoğu zaman fark edilmeden ama güçlü bir şekilde toplumsal yapının merkezine yerleşir.
Sanat, bireyin dünyaya bakışını genişleten en etkili araçlardan biridir. Resimle düşünen, müzikle hisseden ya da edebiyatla sorgulayan birey, yaşadığı topluma karşı daha bilinçli bir tutum geliştirir. Sanatsal faaliyetler, insanı ezberlenmiş kalıpların dışına çıkarır ve ona farklı ihtimaller olduğunu gösterir. Bu durum yalnızca bireysel bir kazanım değildir; zamanla toplumsal bir dönüşüme yol açar. Çünkü düşünen ve sorgulayan bireylerden oluşan toplumlar, değişime daha açık olur. Değişime açık olmak ise gelişmenin temel şartlarından biridir.
Sanatın geri planda kaldığı toplumlarda ise düşünsel durağanlık sıkça görülür. İnsanlar çoğu zaman sorgulamadan kabullenmeye yönelir. Bu durum yaratıcılığı zayıflatır ve yenilik üretme kapasitesini düşürür. Oysa bilimsel ve teknolojik ilerlemelerin arkasında yalnızca bilgi değil, aynı zamanda hayal gücü vardır. Hayal gücü gelişmeyen bir toplum, var olanı tekrar etmekten öteye gidemez. Sanat, tam da bu noktada insanlara “başka türlü de olabilir” deme cesareti kazandırır.
Tarihte bunun birçok örneği vardır. Sanatın ve düşüncenin desteklendiği dönemlerde toplumların büyük sıçramalar yaptığı görülür. Rönesans dönemi, resim ve heykelle sınırlı kalmamış; bilim, felsefe ve edebiyat alanlarında da büyük bir uyanışa yol açmıştır. Buna karşılık sanatın yasaklandığı ya da değersizleştirildiği toplumlarda baskı ortamı oluşmuş, bu da ilerlemeyi yavaşlatmıştır. İnsanlar kendini ifade edemediğinde, toplumsal enerji giderek azalır.
Sonuç olarak, bir toplumun hızlı ve kalıcı biçimde gelişmesi için sanatı bir lüks olarak değil, temel bir ihtiyaç olarak görmesi gerekir. Sanat, insanın düşünme yetisini güçlendirir, empati kurmasını sağlar ve toplumsal bilinci artırır. Sanatın olmadığı bir ortamda gelişme yüzeysel kalır ve uzun ömürlü olmaz. Bu nedenle, sanattan uzaklaşan toplumların gerçek anlamda ilerlemesi oldukça zordur.
