Sanat duygu ve düşüncelerini özgürce ifade etmek için kullanılan araçlardan biridir. Deneyimleri hakkında konuşmakta zorlanan, duygularını kelimelere dökemeyen bireyler için büyük bir fırsattır. Sanat icra etmek bireyin duygularını serbest bırakmasını, kendini farklı ve yenilikçi bir şekilde özgürce ifade etmesini sağlayabilir. Sanatsal ifade özgürlüğü; gerçek kişi olma ya da dil, din veya inanç, ırk veya etnik köken, cinsiyet ayrımı yapılmaksızın, herkes için geçerli ve herkesin önceden izin almaksızın kullanabileceği bir haktır. Aynı zamanda sanat ile oluşturulan yeni duygu ve düşünceler toplumun bakış açısını olumlu yönden etkiler. Her ne kadar sanat duygu ve düşünce yapısını geliştirmek için bir kilit olsada sanatkarların önünde büyük engeller olabiliyor. Teknolojinin bu kadar geliştiği bu dönemde sanata önem verilmesi gerekirken galeriler kapanıyor, müzeler bütçe baskısıyla boğuşuyor, sanatçılar üretim maliyetleriyle mücadele ediyor. Son zamanlarda yaratıcı üretim ciddi risk altında. Türkiye’de ise sınırlı destek ve kaynaklar, bu krizi daha da derinleştiriyor. Aynı zamanda toplumun kalıp bakış açısına uymayan kitaplar, tiyatrolar, şarkılar, tablolar büyük eleştiri topluyor. Özellikle olumsuz düşünceler öne süren sanatkarlar ise yapıtları yüzünden yargılanıyorlar. Ama sanat, duyguları ifade etmek ve kışkırtmakla ilgilidir. Bu duyguların kesinlikle olumlu olması gerekmez. Usta olarak kabul edilen kaç sanatçının karanlık temalı yapıtlar oluşturduğu görülmüştür. Örneğin, Mozart’ın son bestesi olan “Requıem” keder, kaygı, korku, hüzün gibi duyguları ele alır. Dünyada, her zaman kitlelerin hoşuna gitmeyen hayatın gerçeğini kışkırtan ve bize gösteren sanat da var. Sadece eğlendirmek, kitleler için kafa dağıtmaya tasarlanmış sanat da var. Sanatın bir kalıp halinde insanlara sunulması çok yanlış. Çünkü insanların düşünceleri sınırsızdır ve onları anlatmanın yolları da sayamayacak kadar fazladır. Örneğin balede duygular hareketlerle ve mimikle dışa vurulur, resimde ise renkler ve şekillerle, müzikte ise notalarla ve seslerle. Bu şekilde kendini ifade etmek isteyen sayısızca insan var ve hepsinin kendilerini özgürce ifade etme hakkı var. Bu hakkı kısıtlayan insanlar ise toplumda oluşabilecek yeni duygu ve düşüncelerin önüne geçip kalıp bir hayat oluşturmak istiyor. Bu aslında yüzyıllar önce ortaya çıkan “dogmatik düşünce” kalıbıdır. “Dogmatik düşünce” insanları araştırmaya ve düşünmeye gerek duymadıklarını inandırmaya çalışmaktır. Bu kalıbı yıkmayı başarmakta sanat çok büyük rol oynamıştır. Sanatçılar kendilerini ifade etmek istediklerini eserlerinde üstü kapalı şekilde belirtmişlerdir. Aslında bu durum sanatın kısıtlanmasının zor olduğunu, kısıtlansa bile bir süre sonra bunun etkisi altında kalmayacağının güzel bir örneğidir. Kısacası, sanatkarlar baskı altında hissetmeden düşüncelerini ve duygularını rahatça ifade edebilmelidir ve kimse bunun önüne geçmemelidir.
