“Sanatın olmadığı toplumlar hızlı gelişemez.” görüşü, toplumların yalnızca maddi değil, aynı zamanda düşünsel ve kültürel açıdan da gelişmesi gerektiğini savunan önemli bir yaklaşımdır. Bu görüşe göre sanat insanın düşünme yetisini geliştiren, yaratıcılığını besleyen ve toplumsal değişimi hızlandıran temel unsurlardan biridir. Buna karşın bazı kişiler, sanatın gelişme için zorunlu olmadığını, asıl ilerlemenin bilim, teknoloji ve ekonomi sayesinde sağlandığını ileri sürer. Ancak bu iki görüş karşılaştırıldığında, sanatın dışlandığı bir toplumda gelişmenin kalıcı ve hızlı olamayacağı daha açık biçimde ortaya çıkar.
Öncelikle sanat, bireyin zihinsel gelişimine doğrudan katkı sağlar. Sanatla ilgilenen bireyler, olayları sorgulamayı, farklı bakış açıları geliştirmeyi ve duygu ile düşüncelerini ifade etmeyi öğrenir. Özellikle edebiyat ve felsefe ile iç içe olan toplumlarda eleştirel düşünme becerisi daha güçlüdür. Hızlı gelişme ise sadece var olan bilgiyi kullanmakla değil, yeni fikirler üretmekle mümkündür. Yeni fikirlerin ortaya çıkması da hayal gücüyle yakından ilişkilidir. Hayal gücünü besleyen en önemli alan ise sanattır. Bu nedenle sanatın olmadığı bir toplumda yenilikçi düşünce zayıflar, gelişme yavaşlar.
Sanatın bir diğer önemli yönü, toplumsal sorunları görünür kılmasıdır. Sanat eserleri çoğu zaman toplumun aynasıdır. Romanlar, şiirler, filmler ve tiyatro oyunları; adalet, eşitlik, özgürlük ve insan hakları gibi konuları ele alır. Bu eserler sayesinde insanlar yaşadıkları sorunların farkına varır ve çözüm arayışına girer. Sorunlarını fark etmeyen ya da konuşmayan toplumlar ise ilerleme kaydedemez. Bu açıdan bakıldığında sanat, toplumsal bilinçlenmeyi artırarak değişimin önünü açar ve gelişmeyi hızlandırır.
Karşıt görüşü savunanlar, bazı ülkelerin sanata fazla önem vermeden de ekonomik ve teknolojik olarak geliştiğini öne sürebilir. Onlara göre fabrikalar, üretim, bilimsel araştırmalar ve teknolojik yatırımlar gelişmenin temelidir. Sanat ise bu alanlardan sonra gelen, ikincil bir uğraştır. Ancak bu düşünce yüzeysel bir bakış açısını yansıtır. Çünkü bu ülkelerde yaratıcılık, tasarım ve estetik anlayışı üretimin merkezindedir. Mimari, endüstriyel tasarım, dijital medya ve reklam gibi alanlar sanatla doğrudan bağlantılıdır. Yani sanat, fark edilmeden gelişmenin içine dahil olmuştur. Bu da sanatın aslında vazgeçilmez olduğunu gösterir.
Sanat aynı zamanda kültürel kimliğin oluşmasında büyük rol oynar. Bir toplum, sanat sayesinde kendi değerlerini, tarihini ve dünya görüşünü gelecek kuşaklara aktarır. Kültürel kimliği güçlü olan toplumlar, özgüvenli bireyler yetiştirir. Özgüveni yüksek bireyler ise daha girişimci, daha üretken ve daha cesur olur. Bu özellikler, gelişmenin hızlanmasında önemli bir etkendir. Sanatsal üretimi zayıf olan toplumlarda ise kültürel kopukluk yaşanır ve bu durum ilerlemeyi olumsuz etkiler.
Ayrıca sanat, toplumlar arası iletişimi güçlendirir. Sanat evrensel bir dile sahiptir ve farklı milletler arasında köprü kurar. Bir film, bir müzik eseri ya da bir sergi, ülkeler arasında kültürel etkileşimi artırır. Bu etkileşim sayesinde toplumlar birbirinden öğrenir, yeni düşünce ve yöntemlerle tanışır. Dışa kapalı ve sanatsal üretimi sınırlı toplumlar bu etkileşimden uzak kalır ve gelişme hızları düşer.
Sonuç olarak “Sanatın olmadığı toplumlar hızlı gelişemez.” görüşü güçlü temellere dayanmaktadır. Sanat; bireysel yaratıcılığı artırır, toplumsal bilinçlenmeyi sağlar, kültürel kimliği güçlendirir ve yenilikçi düşüncenin önünü açar. Bilim ve teknoloji ne kadar önemliyse, onları besleyen düşünsel ve kültürel ortam da en az o kadar önemlidir. Sanatın yok sayıldığı bir toplumda gelişme yüzeysel, geçici ve sınırlı kalır. Kalıcı, dengeli ve hızlı bir gelişme için sanat, toplum hayatının vazgeçilmez bir parçası olmalıdır.
