Savaşın Unuttuğu Çocuk

Her şey o tuhaf ışığın pencereden içeri dolduğu anda başladı. Savaşın ortasındaydık; evimiz harap olmuştu. Yıkık dökük bir handa kalıyorduk. Hanın tek sağlam odasında barınıyorduk. Gökyüzü ne mavi ne siyahtı; griyle yanık sarının bir karışımıydı. Tozlu ortamdaki garip sessizlik, hayret verici bir şekilde bana huzur veriyordu.

Kardeşim Alaric hâlâ yırtık yatağında uyuyordu. Her nefes aldığında boğazından hırıltıya benzer bir ses çıkıyordu. Kalp atışları zayıftı fakat hâlâ yaşıyordu. En son birlikte bir parça ekmek paylaşmıştık, önce ona vermiştim. Zaten ben artık acıkmayı unutmuştum.

Işık, pencerenin kırık camlarından süzüldü. Tuhaf bir renkteydi. Ne güneşti bu ne de bombaların yansıması gibiydi. Işıkla birlikte bir an için her şey durmuş gibiydi. Sessizlik fazla derindi. Sonra her şeyi değiştiren bir ses duydum… Uzaktan, tanıdık bir sesti bu; ıslığa benziyordu. Bir fısıltı gibi “Merak etme, o güvende.” diyordu.

Bir an için her şeyin güzel olduğunu gördüm. Kardeşimle havuzdaydık, annemler hayattaydı ve durumumuz iyiydi. Ama sonra bunun beynimin ürettiği bir hayal olduğunun farkına vardım. O tuhaf ışık beni uyandırdı. Gerçeklik geri dönmüştü ve bana kardeşimin cansız bedenini getirmişti…

Odanın sarsıldığını, duvarların çatladığını gördüm. Yüzümde sıcak bir esinti hissettim, sonra kulaklarım sağır oldu. Gözlerimi yeniden açtığımda her yer tozdu. Ellerimle kardeşimi aradım. Adını söyledim, çığlık attım… Günler mi geçti, saatler mi bilmiyorum. Zaman, sanki o patlamayla birlikte durmuştu.

Enkazın başında ne kadar kaldım, bilmiyorum. Her yer suskundu. Savaş bile bir süreliğine unutulmuş gibiydi. Kardeşimin elini tutmaya çalıştım ama parmaklarım titriyordu. Üzerindeki taşları kaldırmaya gücüm yetmedi. Sadece oturdum. Gözyaşlarım, yüzümdeki kurumuş kanla karıştı. İçimden tek bir şey geçiyordu: “Onun yerine ben gitmeliydim.”

O günden sonra sokaklar bana ev oldu. Yıkıntılar arasında yaşayan hayaletler gibi ben de sadece var oldum. Savaş artık sadece bomba ve mermi değildi, içimde bitmeyen bir çığlıktı. Bir gün, penceresiz bir binada geceyi geçirirken gökyüzüne baktım. Gökyüzü yine griydi. Ama o tuhaf ışık… Tekrar gelmişti. Aynı renkte, aynı şekilde…

Bu kez korkmadım. Çünkü artık anlayacak yaştaydım. O ışık, kaybedilenlerin sessiz hatırasıydı.

Ve ben, o ışığın altında her gece kardeşime fısıldadım:
“Ben hâlâ buradayım, Alaric… Senin yerine de yaşıyorum.”

(Visited 6 times, 1 visits today)