Şehrin Sırrı

Gözlerimi açtığımda gördüklerime inanamadım. Normalde loş, rutubetli ve betonarme tavanıma bakıyor olmam gerekirdi ama şimdi başımın üzerinde elmas tozları serpilmiş gibi parlayan, derin, mor bir gökyüzü vardı. Kalın, kadife perdelerimin arasından süzülen güneş ışığı yerine, etrafımı ne olduğu anlaşılmayan bir floresan ışıltı aydınlatıyordu.

Hızla doğrulup yatağın kenarına oturdum. Burası benim küçük stüdyo dairem değildi. Oda, daireseldi ve duvarları canlı, nefes alan bir yosunla kaplıydı. Pencereden dışarı baktım; nefesim kesildi. Aşağıda, yer çekimine meydan okuyan, birbirine dolanmış cam ve metal kulelerden oluşan bir şehir yatıyordu. Her kule, tepesinde ışık yayan kristal bir küre taşıyordu ve kuleler arasında zarif, kanatlı araçlar sessizce süzülüyordu.

Bir an için rüya gördüğümü düşündüm ama yosunlu duvara dokunduğumda hissettiğim soğuk, nemli dokunuş gerçekti. Oda kapısı, bir fısıltıyla kayarak açıldı ve içeriye uzun boylu, gümüşi kıyafetler giymiş bir figür girdi. Yüzü belirgin hatlara sahipti, gözleri ise o mor gökyüzü gibi parlıyordu.

“Uyanışınız iyi oldu.” dedi figür, sesi yankılanan bir melodi gibiydi. “Şimdi, size nerede olduğunuzu anlatmanın zamanı geldi, Dünyalı.”

Bu tuhaf diyarın sırlarını öğrenmek ister misiniz? Yoksa bu gizemli figürden kaçmaya mı çalışmalı?

(Visited 8 times, 1 visits today)