Otobüsten indiğimde hava düşündüğümden çok daha karanlıktı. Sokak lambasının altında durup etrafıma bakınca içimde garip bir sıkıntı belirdi. Nedenini bilmiyordum ama kalbim durmadan, hızlı hızlı atıyordu. Normalde bu saatte insanlar olurdu, hatta kalabalık bile olurdu ama durak tamamen boştu. Ne araba sesi vardı ne de konuşan biri. Her yer aşırı sessizdi. Sanki şehir uyumuştu ya da beni fark etmişti.
Valizimi arkamdan sürükleyerek yürümeye başladım. Ayakkabılarımın yere vurdukça çıkardığı ses bana bile fazla geliyordu. Bu sokaklarda büyümüştüm ama şimdi her şey yabancı gibiydi. Eskiden arkadaşlarımla top oynadığımız boş arsanın yerinde şimdi karanlık, eski ve biraz da korkutucu bir bina vardı. Pencerelerine baktım; hiçbirinde ışık yanmıyordu. O an içim daha da daraldı ve geri dönmek istedim.
Bir anda arkamdan ayak sesleri duydum. Olduğum yerde durdum. Ayak sesleri de durdu. Kendi kendime “Korkma, hayal görüyorsun,” dedim ama buna ben bile inanmadım. Daha hızlı yürümeye başladım. Sokak lambaları sanki bilerek sönüyormuş gibi tek tek kapanıyordu. Her adımda etraf biraz daha kararıyor, korkum artıyordu.
Tam geri dönmeyi düşündüğüm anda, çocukken sık sık gittiğim eski bakkalın önüne geldim. Oradan çok abur cubur alırdım. Kapısı kapalıydı ama camında hafif bir ışık yanıp sönüyordu. Merak edip yaklaştım. Camda kendimi görmeyi beklerken küçük bir çocuk gördüm. Bana bakıyordu. Birden fark ettim: O çocuk bendim.
Korkuyla geri çekildim. Kalbim sanki yerinden çıkacaktı. Tekrar cama baktığımda kimse yoktu. O an anladım ki bu kasaba beni boşuna çağırmamıştı. Bana geçmişimi hatırlatmak istiyordu. Derin bir nefes aldım ve yürümeye devam ettim. Hâlâ korkuyordum ama artık kaçmak istemiyordum.
