Sessiz Sokaklar

Otobüsten indiğimde hava beklediğimden daha karanlıktı. Sokak lambasının altında durup etrafa bakarken içimde açıklayamadığım bir huzursuzluk belirdi ve okul çantamı sıkıca kavradım. Normalde kahvenin önünde oturan amcalar ya da her zaman etrafta dolanan mahallenin kedileri olurdu ama bu gece sokak sanki tamamen terk edilmiş gibiydi. Kedilerin bile ortadan kaybolması, havadaki o tekinsiz sessizliği daha da artırıyordu.

Hızlı adımlarla yürümeye başladım. Kendi ayak seslerim boş sokakta yankılanıyor, bu da sanki birisi beni gizlice takip ediyormuş gibi hissettiriyordu. Köşedeki parkın içinden geçen rüzgâr, boş salıncakları hafifçe gıcırdatınca kalbim küt küt atmaya başladı. Bir ara durup arkama baktım ama sadece titreyen sokak lambasının zayıf ışığını ve yerde savrulan yaprakları gördüm. “Korkma!” dedim kendi kendime, “sadece iki sokak yürüyeceksin” Ancak yerdeki uzun gölgeler bile gözüme dev gibi görünüyor, her apartman boşluğundan bir şey çıkacakmış gibi geliyordu.

Apartmanın kapısına geldiğimde korkudan ellerim titrediği için anahtarımı cebimden çıkarmakta zorlandım. Metalin soğukluğunu hissedince bir an önce güvenli bölgeye girmek için acele ettim. Kapıyı açıp kendimi içeri attığımda dışarıdaki o ürkütücü sessizlik geride kalmıştı. Merdivenleri koşa koşa çıktım. Evin kapısını açıp mutfaktan gelen tanıdık sesleri duyduğumda üzerimden büyük bir yük kalktı. O an, insanın en güvende hissettiği yerin evi olduğunu bir kez daha anladım.

(Visited 2 times, 1 visits today)