Sessizliğin İçindeki Anılar

Otobüsten indiğimde hava beklediğimden daha karanlıktı. Sokak lambasının altında durup etrafa bakarken içimde açıklayamadığım bir huzursuzluk belirdi ve sanki bu sokak beni uzun zamandır bekliyormuş gibi hissettim. Ay, bulutların arkasında kalmıştı, evlerin pencerelerinde tek tük yanan ışıklar ise gecenin sessizliğinde yalnız kalmış gibiydi. Elimdeki çantayı biraz daha sıkı tuttum ve yavaş adımlarla yürümeye başladım.

Yolun kenarındaki ağaçların dalları rüzgârla sallanıyor, yapraklar fısıltı gibi sesler çıkarıyordu. Her adımımda, ayakkabımın taşlara vururken çıkardığı ses bana gereğinden fazla yüksek geliyordu. Bu sokaktan en son ne zaman geçtiğimi hatırlamaya çalıştım ama zihnimde sadece bulanık görüntüler vardı. Sanki burası, hatırlamak istemediğim bir anının kapısını aralıyordu. Bir evin önünden geçerken kapının önüne bırakılmış eski bir sandalye dikkatimi çekti. Üzerinde solmuş bir battaniye vardı. Kim, neden oraya bırakmıştı, bilmiyordum. Ama sandalyeye bakarken içimde garip bir özlem hissettim; sanki bir zamanlar burada oturmuş, birini beklemiş gibiydim. O an, yalnız olmadığımı düşündüm ama etrafıma baktığımda kimseyi göremedim. Biraz ileride, küçük bir bakkalın önünde loş bir ışık yanıyordu. Camdan içeri baktığımda yaşlı bir adamın tezgâhın arkasında sessizce oturduğunu gördüm. Göz göze geldiğimizde hafifçe başını salladı. İçeri girip girmemek arasında kaldım ama sonra yürümeye devam ettim. Sanki içeri girersem, bana bilmek istemediğim bir şey söyleyecekti.

Sokağın sonuna yaklaşırken huzursuzluğum yavaş yavaş yerini tuhaf bir sakinliğe bıraktı. Kalbim hâlâ hızlı atıyordu ama artık korkudan çok merak hissediyordum. Bu sokak bana bir şey anlatmak istiyordu, ben de dinlemeye hazır gibiydim. Durup derin bir nefes aldım. Karanlık, eskisi kadar ağır gelmiyordu. Belki de insan bazen bilmediği bir yere değil, unuttuğu bir duyguya doğru yürür.

(Visited 1 times, 1 visits today)