Renkli Kasaba: Cansu’nun Hikâyesi
Size, küçük iyiliğin bile değerli olduğu ama bazen unutulan bir kasabadan bahsedeceğim. Bu kasabada renkler çok önemliydi; her insanın ruh hâli, gördüğünüz rengi belirliyordu. Burası benim dünyam…
Merhaba, ben Cansu. Bu kasabada yaşıyorum ve herkesin duygularını renklerle görebiliyorum. Mutluluk sarı, üzüntü mavi, sinir kırmızı, merak turuncu, huzur yeşil ve şaşkınlık mor ile gösteriliyordu.
Başlangıç
Bir sabah uyandığımda her yer maviye bürünmüştü. İnsanlar üzgündü ve bu kasabada mavi renk çok yoğundu. Ben henüz 8. sınıfa gidiyorum ve mavi rengin neyi ifade ettiğini gayet iyi biliyorum: üzüntü.
O gün kasabaya önemli bir konuşma için Başkan Bay Burak gelmişti. Konuşma saatini 10.30 olarak belirlemişti. Ben de saat 10.27’de hızlıca hazırlandım ve içeri girmeyi başardım.
Başkan konuşmasına başladığında dikkatimi çeken şey, odadaki bazı insanların renklerinin turuncuya dönmesiydi. Turuncu, merak ve heyecan rengiydi. İnsanlar bir şeyleri öğrenmeye hevesliydi.
Kasabada her yer çok hareketliydi. İnsanlar, renkleriyle duygu durumlarını gösteriyorlardı; kimisi sarı ile mutluydu, kimisi mor ile şaşkındı. Ben de kendi rengimle kendimi gösterdim: açık yeşil. Bu, huzurlu olduğumu anlatıyordu.
Günün Devamı
O gün kasabada bir karmaşa yaşanmadı; insanlar renkleriyle birbirlerini daha iyi anladılar. Kimse birbirine kızmadı, kimse üzülmedi. Renkler, anlaşmazlık yerine iletişim ve anlayış sağladı. Ben de gün boyunca arkadaşlarımın renklerine bakarak onların neler hissettiğini anladım ve yanlarında olmaya çalıştım.
Akşam olunca evime döndüm. Odam lavanta rengindeydi; bu renk, günün sonunda huzurlu ve sakin olduğumu gösteriyordu. Gözlerimi kapattım ve düşündüm: Keşke gerçek dünyada da insanlar birbirlerinin duygularını böyle açık görebilseydi. Belki o zaman daha anlayışlı ve sevgi dolu olurduk.
