Sözcük Yağmur Altında

Sabah kapıyı açtığımda gökyüzünde alışılmadık bir ağırlık vardı. Bulutlar koyu değildi ama doluydu; sanki içlerinde biriktirdikleri şey su değil düşünceydi. İlk kelime yere düştüğünde ince bir ses çıktı. “Merak”kelimesi kaldırıma çarpıp dağıldı, sonra sessizce silindi. Ardından ikincisi geldi: “Beklenti” artık emindim, bugün yağmur yağmayacaktı.

Sokağa adım attıkça kelimeler çoğaldı. “Umut”, “Özlem”, “Cesaret”. Bazıları hafifti, omuzuma konup orada kalıyordu. Bazılarıysa ağırdı; göğsüme çarpıyor, nefesimi yavaşlatıyordu. Islanmıyordum ama içim doluyordu. Avucuma düşen”umut” kelimesi sıcacık hissettirdi, bir aidiyet duygusu vardı içinde. Sanki bir süredir unuttuğum bir şeyi hatırlatıyordu bana: güven hissini ve hayata bağlı kalmayı.

Kısa süre sonra keskin kelimeler de yağmaya başladı. “Keşke” dizime çarptı, canımı yaktı. “Yetersiz” sırtımda asılı kaldı; adımlarımı ağırlaştırdı. Öyle bir ağırlıktı ki bu bir an yere yığılıp kalacağımı sanmıştım. İnsanlar aceleyle yürüyordu. Kimi başını öne eğmişti, kimi kelimelerden kaçmaya çalışıyordu. Ama kaçmak mümkün değildi. Çünkü bazı kelimeler, insanın tam yüreğine iniyor veya sadece küçük bir yerinde iz bırakarak geçiyordu. Bir adamın alnında “Pişmanlık” parçalandı, o adamın gözleri doldu, her an ağlayacaktı. Bir çocuk ise başına düşen “Oyun” kelimesiyle kahkahalar attı; kelimeler herkesle aynı etkiyi bırakmıyordu.

Öğleye doğru rüzgâr çıktı. Kelimeler savrulup duvarlara çarptı: “Sus”, “Yetiş”, “Acele”. Bir bankta durdum. Yanıma oturan yaşlı bir kadının saçlarında “Şefkat” vardı, bir annenin verebileceği türden olan bir şefkatli bu. Hiç konuşmadık ama o sessizlikte, üzerime düşen “Yalnızlık” kelimesi hafifledi, neredeyse buharlaştı.

Akşamüstü yağmur seyrekleşti. Son kelimeler daha dikkatli düşüyordu. “Anlamak” göğsüme indi ancak acıtmadı. “Devam” ayaklarımın önünde bir yol gibi uzandı. Sanki bana durmak değil de devam etmek için bir yol gösteren patika oluşturmuştu. Gökyüzü açıldığında yerde çatlamış kelimeler kaldı; bazıları kırıcı, bazıları hala parlak.

Gün bitmeye yaklaşırken kelimelerin ağırlığı üzerinde iyice hissediliyordu. Hangilerinin bana ait olduğunu, hangilerinin başkalarının dudaklarından kopup üzerime yapıştığını ayırt etmek zorlaşmıştı. Artık bazı kelimeler cebimde taş misali gibi duruyor, bazılarıysa her adımda içinde yankılanıyordu. Yine de yürüdükçe şunu fark ettim: insan, en çok duyduğu ve maruz kaldığı kelimelere dönüşüyordu. Bu yüzden her kelimeyi kabul etmek zorunda değildim. Bazılarını silkelemek, hayatından çıkarmak, bazılarını ise geride bırakmak, bazılarınıysa özenle saklamak gerekiyordu; çünkü hangisini taşırsan, yolunda ona göre şekilleniyordu.

Eve döndüğümde ceplerimde birkaç kelime vardı. İnsan farkında olmadan yanına alıyordu. Kapıyı kapattım, sessizliği dinledim. O gün öğrendim ki kelimeler yağmur gibiydi- bazıları üşütür, bazıları iyileştirir. Ancak hepsi herkesin hayatında bir iz bırakır.

(Visited 2 times, 1 visits today)