Spagetti

İşten eve geldiğimde, hep yaptığım gibi üzerime rahat giysiler giyip sosyal medyada dolaşmaya başladım. Karnım şikâyet edercesine guruldamaya başladığında ayağa kalktım ve mutfağa doğru yürüdüm. Dün akşamdan kalan spagettimi buzdolabından çıkarıp ocağın üstüne koydum. Ocağın altını açtım.

Spagetti ısınırken, bu sabah alelacele çıktığım için toplayamadığım kahvaltı masamı toplamaya koyuldum. Yaklaşık on dakika sonra spagetti tenceresinden ilginç bir koku gelmeye başladı. Öyle hoş bir kokuydu ki, başta spagetti tenceresinden geldiğine inanamadım. Tam tencereye doğru ilerliyordum ki dışarıdan gelen bir sesle irkildim. Pencereye doğru koştum.

Yaşadığım apartmanın etrafındaki insanların her biri büyük bir şaşkınlıkla karınlarına bakıyordu. Sesin kaynağı insanların karınlarıydı. Herkesin karnı aynı anda guruldamaya başlamıştı. Bir anda herkes gözlerini bana çevirdi. Bağırarak pencereme tırmanıp bana ulaşmaya çalıştılar. Ağızlarından salyalar akıyordu, delirmişçesine birbirlerinin üzerine tırmanıyorlardı.

Bir süre boyunca ne gördüğümü kavramadan öylece izledim. Beni harekete geçiren şey ise bir şekilde dokuzuncu kattaki evimin pencere pervazına tutunan küçük bir kız oldu. Vahşice üzerime atlarken “Spagetti!” diye bağırdı. Kendimi korumak için aniden kolumu savurdum. Elimde sabah yumurta kırdığım tava vardı. Tava kızın tam alnına isabet etti ve kız kalabalığın içine düştü.

Bir an önce buradan kurtulmam gerekiyordu. Spagetti tenceresini ocaktan kaptığım gibi dairemden dışarı çıktım. Merdivenleri ikişer ikişer çıktım. Terasa girip teras kapısını kilitledim. Derin bir nefes alıp elimdeki tencereye baktım. Niye tencereyi de yanıma almıştım ki? Zaten bu olaya sebep olan şey bu tencerenin içindeki şey değil miydi? Hayır, bunun içindeki sadece spagetti olamazdı. Yüzlerce insanı delirten her neyse, çok daha farklıydı.

Merakıma yenik düşüp kapağı açtım. Tencerenin içinden çıkan şey, gerçeklik algımı sorgulamama sebep oldu çünkü tencerenin içinden çıkan hippi bir kediydi! İki ayağı üzerinde dans ediyordu. Tüyleri birkaç kahverengi leke dışında bembeyazdı. Kafasında örgü bir bere, üzerinde batik bir gömlek vardı. Aniden bana döndü ve hafifçe mırlayarak “İçindeki sesi takip et” dedi. Yüzüne bomboş baktım. Kedi derin bir iç çekti ve patileri omuzlarıma koydu. “İçindeki sesi dinle.”.

Kapıdan bangır bangır sesler geliyordu. İnsanlar teras kapısını zorluyordu. Apartmana tırmanmaya çalışanlar gitgide daha da yakınlaşmışlardı. Tek çarem bu hayvandı. Bir an için kendimi dinlemeyi denedim. Tek sorun, içimden bir ses gelmemesiydi. Kediye bağırdım: “Olmuyor! Hiç ses yok! Ne olur yardım et!”

Kedi tencereden dışarı zıpladı ve terasın en ucuna kadar yürüdü. O kadar ucuna geldi ki düşeceğinden korktum. Sonra tencereyi ilk açtığımda yaptığı gibi dans etmeye başladı. O dans etmeye başladığında herkes anında sakinleşti ve o vahşi güruh kediyi taklit etmeye başladı. Herkes çok mutlu gözüküyordu. Sanki bu hippi kedicik hepsine sihirli bir değnekle dokunup bütün sorunlarını çözmüştü.

Kafasını bana çevirdi ve göz kırptı. Gözlerimi kırpıştırdım. Sinirlerim bu kadarını kaldıramıyordu. Deliriyordum. Bunlar gerçek olamazdı. Hüngür hüngür ağlamaya başladım. Bu o kadar güçlü bir ağlamaydı ki önümü bile göremiyordum. Hayatımda hiç bu kadar gözyaşı döktüğümü hatırlamıyordum. Sanki bütün vücudum su damlalarından oluşuyor gibiydi. Kolumu gözyaşlarımı silmek için kaldırmaya çalıştım; ancak kolum sanki bin kat ağırlaşmıştı. Hiçbir şey göremiyordum. Hiçbir uzvumu kullanamıyordum.

Kalbimde bir üşüme başladı. Sıtma tutmuş gibi titremeye başladım. Kaslarım önce aniden kasıldı, sonra uzayıp yavaş yavaş gevşedi. Aniden vücudumun ağırlığı yok oldu; her şey hem çok ağır hem de çok hafifti. Canım yanmıyordu, sadece çözünüyordum. Bulanıklaşmaya başlayan zihnim sonunda ne olduğunu fark etti: Bir gözyaşı birikintisine dönüşüyordum! Artık bütün sesler boğuk gelmeye başladı. Sonra yanıma kedinin yaklaştığını hissettim. Son duyduğum şey ise kedinin sözleriydi:

“Başardın… Haydi, sen de bizimle dans et.”

(Visited 1.222 times, 1 visits today)