SULAR ALTINDAKİ SIRLAR

Her şey o tuhaf ışığın pencereden içeri girmesiyle başladı…

Merhaba, ben Avery. Az önce söylediklerim size anlamsız gelmiş olabilir; merak etmeyin, ben de hâlâ tam olarak anlayabilmiş değilim. O ışık odaya dolduğu anda kendimi küçücük, metal duvarlı bir odada buldum. Ortasında bir kürsü ve üzerinde eski bir kitap vardı.

Kitabı açtım. Her sayfada aynı cümle yazıyordu:
“Avery, sakın SOLA dönme…”

Ürperdim. Ellerim titremeye başladı. Son sayfada ise garip bir isim vardı, sanki başka bir dilde yazılmış gibiydi:
“ŞbSi LsbM”

Bir kod olduğunu hemen fark ettim. Evet, bu tür şifreleri öğrenmiştim. Kod çözüldüğünde karşıma tek bir isim çıktı:
Sarı Kral.

Bu isim neden bu kadar tanıdıktı? Düşünmeye bile fırsat bulamadan yer sarsılmaya başladı. Zemin yarıldı ve karanlığa doğru düşmeye başladım. Çok yüksekti… Öleceğimi sandım. Ama bir göle düştüm; devasa bir gölün içine.

Gölün altında binlerce yol ve tünel vardı. En solda ise sarı bir kapı duruyordu. Kitap sola dönmememi söylüyordu, adamın adı Sarı Kral’dı…
Ne yapmalıydım?

Kendimi zeki sanıp hem soldaki hem de sarı olan tünele girdim.

Bir anda kafamın içinde sesler yankılanmaya başladı. Su altındaydım ve nefesim tükeniyordu. İki yol ayrımı çıktı karşıma; ikisinde de sola döndüm. Sonunda karanlıkta bir figür gördüm. Çok uzakta gibiydi ama aslında hemen dibimdeydi. Bir anda yok oldu.

Hızla çantamdan telefonumu çıkardım. Sinyal yoktu ama radar çalışıyordu. Takip ediliyorsam radarda görünmeliydi. Tam o sırada bir ses duydum. Koşmaya başladım. Arkama bakmadım. Sola döndüm. Yine sola. Bir kez daha sola…

Sonunda devasa, taş bir kapıya ulaştım. Üzerinde bir kod vardı. İlk bakışta çözdüm:
“dslom dpşs fçmör”
Yani: “Sakın sola dönme.”

Neden biri beni sürekli uyarmaya çalışıyordu?

Kapı bir anda açıldı. İçeri girdim. Karşımda büyük bir çukur vardı. Arkadan bir duvar yükseldi. Kaçış yoktu. Tek çare atlamaktı.

Atladım…

Ama düşmedim.

Havadaydım. Uçuyordum. Karşımda, benden kat kat büyük, sarı montlu, yüzü görünmeyen bir silüet belirdi. Korkudan konuşamıyordum. Elini kaldırmıştı ve beni havada tutan oydu.

Gür bir ses yankılandı:
“Herkes gibi sen de tuzağıma düştün, insan.”

Zihnim kararmaya başladı. Sesler beynimin içine doluyordu. Son bir güçle konuşabildim:
“S-s-sen kimsin?”

Cevap verdi:
“SARI KRAL.”

“Ne tuzağından bahsediyorsun?” diye bağırdım.

Önce güldü. Sonra konuştu:
“Sen kendini zeki sandın. Ama zekâ sandığın şey, sadece kibirdi. Ben Sarı Kral’ım. Her şeyi bilirim. En güçlü, en bilgili olanım. Sana tek bir soru soracağım:
Bilgi mi, güç mü?

Bu kadar güçlüyse, gücü seçmeliydim.
“GÜÇ,” dedim.

“Yanlış,” dedi.
“Şimdi sana bilginin neler yapabileceğini göstereceğim. Dinle, gör ve hisset… Bütün gerçekleri. Bütün sırları. Bütün evreni.”

Acı… Korku… Çaresizlik…
“Bırak beni!” diye bağırdım. “Evet, kendimi zeki sandım ama lütfen beni bırak!”

Tekrar güldü.

Sonra karanlık…

Şimdi nerede olduğumu sorabilirsiniz. Her şey normale döndü. Evimdeyim. Ama biliyorum… Sıradaki kişi gelecek.

Bu yüzden ona bir mesaj bırakıyorum:

“D3RLORD3…
Sakın sola dönme…”

(Visited 2 times, 1 visits today)