Hızla değişen dünya, teknolojik ilerlemeler, küreselleşme ve toplumsal dönüşümler sayesinde geçmişe kıyasla çok daha karmaşık bir yapıya bürünmüştür. Bu değişim süreci, her yaştan insanı etkilese de en çok gençler üzerinde belirgin sonuçlar doğurmaktadır. Çünkü gençlik dönemi, bireyin kişiliğini şekillendirdiği, hayata dair hedeflerini belirlediği ve kimliğini inşa ettiği kritik bir süreçtir. Günümüz gençlerinin karşı karşıya olduğu pek çok sorun bulunmaktadır; ancak bana göre hızla değişen dünyada gençlerin en büyük problemi kimlik bunalımı ve buna bağlı olarak ortaya çıkan gelecek kaygısıdır.
Bu problemin temel nedenlerinden biri, dijitalleşmenin ve özellikle sosyal medyanın gençlerin hayatında merkezi bir konumda yer almasıdır. Sosyal medya platformları, bireylere sürekli olarak kusursuz hayatlar, başarı hikâyeleri ve ideal yaşam standartları sunmaktadır. Gençler, bu içeriklerle kendilerini kıyasladıklarında çoğu zaman yetersizlik, değersizlik ve başarısızlık duygularına kapılmaktadır. Kendi kişisel gelişim süreçlerine odaklanmak yerine, başkalarının beklentilerine göre şekillenen bir benlik algısı ortaya çıkmaktadır. Bu durum, gençlerin kendilerini tanımasını zorlaştırmakta ve kimlik karmaşasına yol açmaktadır.
Kimlik bunalımını derinleştiren bir diğer önemli etken ise gelecek kaygısıdır. Günümüzde eğitim almanın iş bulmak için yeterli olmaması, artan işsizlik oranları ve ekonomik belirsizlikler, gençlerin geleceğe dair umutlarını zayıflatmaktadır. Uzun yıllar eğitim gören gençler, mezuniyet sonrası nasıl bir yaşam süreceklerini kestirememektedir. Bu belirsizlik ortamı, gençlerde yoğun stres, kaygı bozukluğu, umutsuzluk ve motivasyon eksikliği gibi psikolojik sorunların ortaya çıkmasına neden olmaktadır. Bazı gençler bu baskı altında hedef belirlemekte zorlanmakta, bazıları ise hayattan beklentilerini tamamen kaybetmektedir.
Bu sorunların çözümü için çok yönlü adımlar atılması gerekmektedir. Öncelikle eğitim sisteminin sadece sınav ve akademik başarı odaklı olmaktan çıkarılması önemlidir. Eğitim, gençlerin ilgi alanlarını keşfetmelerine, yeteneklerini geliştirmelerine ve kendilerini ifade edebilmelerine olanak tanımalıdır. Okullarda rehberlik ve psikolojik danışmanlık hizmetleri güçlendirilmeli, gençlerin duygusal ve zihinsel ihtiyaçları göz ardı edilmemelidir. Aileler ise gençler üzerinde aşırı beklenti ve baskı kurmak yerine, onları anlayan, destekleyen ve yönlendiren bir tutum sergilemelidir. Bunun yanında devletin ve özel sektörün iş birliğiyle gençlere yönelik staj, istihdam ve girişimcilik fırsatları artırılmalı, gençlerin geleceğe dair güven duygusu güçlendirilmelidir.
Sonuç olarak, hızla değişen dünyada gençlerin en büyük problemi kimlik bunalımı ve buna bağlı gelişen gelecek kaygısıdır. Bu sorunların çözümü, yalnızca gençlerin değil, toplumun geleceği açısından da büyük önem taşımaktadır. Gençlerin kendilerini değerli hissettikleri, potansiyellerini ortaya koyabildikleri ve geleceğe umutla bakabildikleri bir ortam oluşturulduğunda, bu problemler büyük ölçüde aşılabilecektir.
