Ben eski bir cep saatiyim. İçimde sakladığım anı, sahibimin dedesiyle geçirdiği son yaz günüdür. O gün masada limonata vardı. Gölgeler uzundu ve zaman sanki yavaşlamıştı. Dedenin cebindeydim. Her tikimde gülüşler çoğalıyordu. Sahibim beni avucuna aldı, sorular sordu ve cevapları dikkatle dinledi. Akrep ve yelkovanım titrerken dedenin sesi sakin bir nehir gibi akıyordu. O an kaybolmasın diye camım buğulandı.
Yıllar sonra bir çekmecede yalnız kaldım ama içimde taşıdığım anı hep ağır ve canlıydı. Her açıldığımda o yaz günü geri gelir. Masanın ahşap kokusu, rüzgârın sesi ve yarım kalmış bir cümle… Ben kırılganım ama hatıram sağlam. Zaman düşer, anı kalır.
Kaybolmak istemem çünkü cebimde sevgi taşırım. Eğer ben durursam o gün de durur gibi hissederim. Benim için anı metalden daha sıcak bir yüktür. Paslanmam, susmam, sabırla beklerim. Sahibim büyüdü, şehirler gördü ama beni her cebine koyduğunda aynı soru doğar: Zaman gerçekten geçer mi yoksa değişen biz miyiz?
Cevap tiklerimde saklı. Bu yüzden kaybolmak istemem. Bir çekmece, bir cep ya da bir kalp bana yeter. Ben çalıştıkça o anı da nefes alır ve sahibimi sessizce korur. Bu görev bana her zaman gurur verir.
