2040 yılında Japonya’dayım ve bir yapay zekâ kongresine katılıyorum. Burası Tokyo’da ancak bildiğimiz Tokyo’ya pek benzemiyor. Binalar çok daha yüksek ve her yerde ışıklı yazılar var. Yerde yürüyen robotlar insanlara yol tarif ediyor. Kongre binasının kapısında beni karşılayan bir yapay zekâ vardı, adımı biliyordu. Bir an ürktüm ama sonra buna alıştım.
İçeride dev ekranlar bulunuyor. Ekranlarda konuşan yapay zekâlar, kendi kendilerine sunum yapıyor. İnsanlar kulaklık takıyor ve aynı anda farklı dilleri anlayabiliyor. Bir robot bana çay getirdi, ancak tadı biraz garipti. Salonda uçan küçük dronlar not alıyor, sanırım bizi izliyorlar.
Dışarı çıktığımda kiraz ağaçlarıyla karşılaştım fakat bunlar yapaydı. Gerçek mi yoksa yapay mı olduklarını ayırt etmek zordu. Gelecek bana hem çok heyecan verici hem de biraz korkutucu geldi. Ama yine de oldukça etkileyiciydi.
Bu şehirde yürürken şunu düşündüm: Teknoloji ne kadar gelişirse gelişsin, insanın merakı ve duyguları değişmiyor. Gelecek, makinelerle birlikte şekillenirken asıl önemli olan, bu dünyada insan kalmayı başarabilmekti.
