Her şey o tuhaf ışığın pencereden içeri dolmasıyla başladı. Ali odasında sessizce kitap okuyordu. Dışarıda rüzgâr esiyor, gökyüzü ise sakindi. Birden perde hafifçe dalgalandı ve odayı yumuşak, tuhaf bir ışık kapladı. Bu ışık ne güneşe ne de lambaya benziyordu. Saatin tıkırtısı durdu, oda sanki nefesini tutmuştu.
Ali ayağa kalktı, korkmuş ama meraklıydı. Işığın düştüğü yerde küçük bir anahtar belirdi. Nereden geldiğini merak eden Ali, anahtarı eline aldı. İçini sıcak bir his kapladı. Tam o anda duvarın ortasında minik bir kapı açıldı. Kapı gıcırdayarak aralandı ve Ali içine baktığında gözleri bir kartal gibi açıldı; çünkü içeride renkli çiçekler, uçan balıklar ve gülen çocuklar vardı.
Ali bir adım attı. Kalbi hızlı çarpıyordu ama yüzünde bir gülümseme belirdi. Cesaret, bazen insanı hiç beklemediği güzel yerlere götürüyordu. Geri dönmedi; merakı onu daha da ileriye sürükledi. Yeni dünyada dostluğu, paylaşmayı ve korkularını yenmeyi öğrendi. Akşam olunca kapı kapandı ve ışık kayboldu.
Ali odasına döndüğünde artık daha güçlü, daha umutlu ve daha mutlu bir çocuk olmuştu. Bu deneyim ona, hayallerin cesur kalpleri her zaman ödüllendirdiğini sessizce hatırlattı.
