Her şey, o tuhaf ışığın pencereden içeri dolduğu anda başladı.
O sabah odamda ders çalışıyordum. Birden pencerenin kenarından sarı bir ışık süzüldü. Bu, güneş ışığına benzemiyordu. Işık, sanki canlıymış gibi odanın içinde dolaştı ve masamın üzerine kondu.
Merakla ayağa kalktım. Işığa dokunduğum anda odam birden değişti. Duvarlar kayboldu ve kendimi rengârenk bir ormanda buldum. Ağaçlar konuşuyor, kuşlar şarkılar söylüyordu. Çok şaşırmıştım ama hiç korkmamıştım.
Karşıdan minik bir sincap geldi.
“Hoş geldin.” dedi. “Bizi kurtaracak kişi sensin.”
Meğerse ormanın renkleri kaybolmak üzereymiş. O tuhaf ışık, bana bu görevi vermek için gelmişti.
Birlikte derenin başına gittik. Işığı suya bıraktım. Su bir anda parladı ve orman yeniden canlandı. Ağaçlar yeşerdi, çiçekler açtı.
Gözlerimi açtığımda yine odamdaydım. Pencere açıktı, ışık yoktu. Ancak masamın üzerinde küçük, parlak bir yaprak duruyordu.
İşte o an anladım ki yaşadıklarım sadece bir hayal değildi.
