Tuhaf Işık

Her şey o tuhaf ışığın pencereden içeri dolduğu anda başladı. Sabaha doğru, evim her zaman olduğu gibi sessizdi. Fakat o sabah, bir şeyler farklıydı. Güneşin ışığı, her zamankinden çok daha yoğun bir şekilde içeri sızıyordu. Havanın normalde hafifçe yumuşak olan sarı ışığı yerine, morumsu, keskin bir parlaklık evin içine doldu. O an gözlerimi kısıp bakmam gerekti çünkü ışık o kadar güçlüydü ki sanki beni içeri çekmeye çalışıyordu.

Pencereye doğru yürüdüm ve dışarıya baktım. Dünya, bir anda sanki başka bir boyut gibi görünmeye başlamıştı. Çimenler, ağaçlar, yollar… her şey bir anda daha net ve belirginleşmişti fakat bir o kadar da tuhaf görünüyordu. Her şeyin sınırları silikleşmişti, renkler daha canlı fakat bir o kadar da yabancıydı. Dışarıdaki her şey sanki başka bir dünyadan geliyormuş gibi bir hisse kapıldım. O an, normalde fark etmediğimiz küçük ayrıntıların, aslında birer kapı gibi açıldığını düşündüm.

Odaya geri dönerken içerideki havanın da farklı olduğunu fark ettim. Odaya girer girmez, havadaki yoğunluk bana tuhaf bir şekilde dokundu. Hava, sabahın serinliğinden uzak, boğucu ve ağır bir hâle gelmişti. Bir şeyler sanki bir yerde duraklamıştı, zaman biraz yavaşlamış gibiydi. Işık, içerideki atmosferi bambaşka bir hâle sokmuştu. O ışık sanki zamanın dokusunu bozuyor, her şeyin sınırlarını silip geçmişle geleceği aynı anda bir araya getiriyordu. İçimde, bir şeylerin başladığına dair güçlü bir his vardı. Ama neydi bu değişim? Hangi yeni dönüm noktasıydı bu?

Bazen en ufak bir farkındalık anı, büyük bir dönüşümün başlangıcı olur. O sabah, ışığın evime girmesiyle hayatımda fark etmediğim bir şeyin değişmeye başladığını düşündüm. O an, geçmişin ve geleceğin iç içe geçtiği, yeni bir dönemin kapılarını araladığını hissediyordum. Işığın içine girdiğimde, belki de kendi içimdeki değişimi fark ettim. Değişim, her zaman gözle görünür şekilde başlamaz; bazen, sadece bir ışıkla başlar.

(Visited 1 times, 1 visits today)