Bir sabah, hafta sonu diye yatağımda kıvrılarak yatıyordum. Ödevlerim bittiği için çok mutluydum ve güzel bir sabaha başlamıştım. Ama asıl konu ışıktı. Her şey o tuhaf ışığın pencereden içeri dolduğu anda başladı. Işık lazere benziyordu ve yemyeşildi. Ama benim anlayamadığım şey, bu ışığın benim lazerimden geliyor olmasıydı. Hemen çekmecemi açtım ama lazer orada masum masum duruyordu. Işık ise ondan gelmiyordu.
Hemen ışığın geldiği yöne gittim ama ışık ben ilerledikçe soluklaşıyordu ve bir anda kayboldu. Işığın kaynağını bulunduğum yer sanarak bazı çalılıkların arasına daldım. Bir anda ejderha şeklinde bir şişe gördüm. Üstünde minik bir tuş vardı ve ona basınca ağzından beyaz bir ışık çıkıyordu. Işık yeşil değildi. O şişeyi atıp daha ileri yürüdüm.
Orada bir tane fener gördüm. O fenerin düğmesine basınca sarı bir ışık çıkarıyordu. Onu da attım. “İnsanlar ne kadar çok fener düşürüyorlar,” diye düşündüm. Yolda ilerlerken bir fener daha gördüm. Benim lazerimin aynısından. Onu açtım ama bu sefer de mavi bir ışık çıktı. O anda aklıma bir fikir geldi.
Mavi ışıklı feneri yanıma alıp sarı ışıklı fenerin yanına gittim. Onu da aldım ve ikisini aynı anda açtım. Çok koyu yeşil bir ışık çıktı. Geri dönüp beyaz renkli ışığı da yanıma aldım ve üçünü de aynı anda açtım. Bu sefer yeşil bir ışık çıktı. Fenerler sihirliymiş gibi elimde dönmeye başladı ve ellerime bir damla sarı sıvı damladı.
Sonra kulağımın içinde yankılanan bir ses duydum: “Artık sen de iyiler grubundasın. Kötü renk olan kırmızıyı değil, iyi renk olan yeşili seçtin. Artık birine iyilik yapma vakti. Hadi, şu elinde poşetlerle karşıdan karşıya geçen kadına yardım et ve elindeki poşetleri al. Ama unutma, sadece alnında yeşil renk gördüğün insanlara yardım et. Alnındaki renkleri bir tek iyilik grubundakiler görür. Onlar kendileri bile göremez.”
Bu sesi duyduğum an karşımdakine yardım etmeye hazırdım zaten. Hemen ona yardım ettim ve çok mutlu olduğumu hissettim. İyilik yapmak beni çok mutlu etti.
