Sınır Kapısının Ardında

Her şey, o tuhaf ışığın pencereden içeri dolmasıyla başladı. Arayıcılar gelmişti. Arayıcılar; bağımsız düşünceye sahip insanların beyinlerine, herhangi bir proba gerek duymadan bilgi enjekte edebilen, robot ve yarı insan varlıklardı. Aslında yarattığım ütopya, kıta büyüklüğünde ama distopik bir yerdi. Romanlarda ve filmlerde biz, sansürlenmiş insanlar olarak gösteriliyorduk. Böylece daha fazla insan bu dünyaya çekiliyordu.

Konuya dönecek olursam, kapı aralandı ve arayıcıların ayak seslerini duymaya başladım. Odadan çıkmak üzereyken tiz bir çığlık yükseldi, ardından bir helikopter sesi duyuldu. Bir pervaneli arayıcı tam karşımda belirdi. Cüsseli, ağır ve kanatlıydı. Bir anda kıskacıyla beni yakaladı ve havaya kaldırdı. Devasa, satranç taşlarıyla süslenmiş bir binaya doğru götürülüyordum.

Burası bir mahkeme salonuydu. İnfaz edilmek üzereyken cebimden bir poşet çıkardım ve yere fırlattım. Poşetin düştüğü yerde bir tabela belirdi: “Sınır Kapısı.” Gördüklerime inanamadım. Şok içindeydim. Acaba bu cehennemden kaçıp, yeniden normal bir insan hayatına dönebilecek miydim?

Sonunda başardım. Artık bir tatlıcıda çalışıyor, geçimimi sağlıyor ve herkes gibi sade ama huzurlu bir yaşam sürüyordum. Bu deneyim bana şunu öğretti: Hayatın değerini anlamak, zorluklar karşısında cesur olmak ve özgürlüğü korumak için bazen küçük adımların bile yeterli olabileceğini unutmamak gerekir.

(Visited 4 times, 1 visits today)