Tüketim Kültürü ve Sevgi: Kalpten mi, Cüzdandan mı?

Sevgi, insan hayatının en özel, en derin duygularından biri. Hepimiz sevilmek, değer görmek, birinin hayatında önemli biri olmak isteriz. Ama son yıllarda sevginin ne olduğu, nasıl gösterildiği, hatta nasıl hissedildiği bile değişmeye başladı. Bunun en büyük sebeplerinden biri de tüketim kültürü. Reklamlar, diziler, sosyal medya… Hepsi bize diyor ki: “Eğer seviyorsan, al. Hediye et. Göster.” Peki bu gerçekten sevgi mi, yoksa sadece bir gösteri mi?

Eskiden sevgi, daha çok birlikte geçirilen zamanla, paylaşılan anılarla, sabırla, anlayışla yaşanırdı. Bir bakışla anlaşmak, sessizce yanında olmak, hastayken çorba yapmak bile sevgiydi. Şimdi ise sevgiyi göstermek için pahalı hediyeler almak, lüks restoranlarda yemek yemek ya da sosyal medyada ‘aşkım’ diye yazıp fotoğraf paylaşmak zorundaymışız gibi bir hava var. Sanki sevgi, ne kadar para harcadığınla ölçülüyor.

Tabii ki hediye vermek, özel anlar yaratmak güzel şeyler. Kim güzel bir sürprize hayır der ki? Ama bu jestler, sevginin kendisi değil, sadece ifadesi olmalı. Asıl önemli olan o hediyeyi verirken ki düşünce, arkasındaki samimiyet. Yoksa her doğum gününde pahalı bir çanta almak, ama bir kere bile gerçekten dinlememek neye yarar?

Benim gözümde sevgi, en çok küçük detaylarda gizli. Bir fincan kahve yapıp “sen yoruldun” demek. Sabah işe giderken “dikkat et” demek. Gözünün içine bakıp sadece “iyi ki varsın” diyebilmek. Bunlar para istemiyor, sadece kalpten gelmeleri gerekiyor. Maddi şeyler geçici olabilir ama bu tür manevi bağlar, ilişkileri asıl ayakta tutan şeyler.

Tüketim kültürü bize sürekli “daha fazlasını al, daha fazlasını göster” diyor. Ama sevgi, bu yarışın dışında kalmalı. Çünkü gerçek sevgi, başkaları görsün diye değil, iki insanın arasında kurduğu görünmez ama çok güçlü bir bağdır. O bağ, kriz anlarında belli olur, yoklukta da devam ederse gerçek olur. Maddi ifadeler, elbette olabilir ama onlar sadece süs. Temeli manevi değerler oluşturmalı: güven, sadakat, anlayış ve emek.

Kısacası, evet, sevgi tüketim kültürünün etkisiyle şekil değiştirdi. Ama bu, onu tamamen kaybettiğimiz anlamına gelmiyor. Hâlâ içten sevmenin, gösterişsiz bağ kurmanın mümkün olduğuna inanıyorum. Sevgi; reklamlarda değil, hayatın tam içinde. Kalpten gelen her şey gibi… Gerçek, sade ve derin. Ve en güzeli de bu.

(Visited 11 times, 1 visits today)