Tutsak Prenses

Kendimi uzun zamandır bu kadar yorgun hissetmemiştim. Vücudumdaki tüm kaslar sızlıyor, adeta çığlık atıyordu. Dün  bedenimin sınırlarını zorladığımın farkındaydım ve bunun cezasını şimdi çekiyordum. Artık tek istediğim şey bu savaşın bitmesiydi; son birkaç yıldır kuvvetler aralıksız bir çatışma içindeydi, bir kadın için birbirlerini öldürüyorlardı. İki tarafın birlikleri de çok yorulmuştu ve uğruna savaştığımız amaç giderek daha da saçma gelmeye başlıyordu. Gözlerim kapanmaya başlarken aklımda yine kaçırılan kadının gerçekten bu kadar önemli olup olmadığı sorusu dönüyordu.

Her şey o tuhaf ışığın pencereden içeri dolduğu anda başladı. Sarsılarak uyandığımda etrafı kör edici bir ışık kaplamıştı. Ne olduğunu anlamaya çalışarak gözlerimi kırpıştırdım. Renk cümbüşleri yavaş yavaş kaybolurken gözüme birinin silüeti ilişti. Karşımda bir kadın duruyordu ama sıradan bir kadın değildi; hayatımda gördüğüm en güzel, adeta yıldız gibi parlayan bir kadındı. Üstünde soyluların giydiği süslü elbiselerden olmasına rağmen giysileri oldukça yıpranmış ve yırtılmıştı. Topuz yapılmış sarı saçları dağılmış, onları tutan tokalar gevşemişti. Yara bere ve kir içinde olan yüzüne odaklanmakta zorlanıyordum, çam yeşili gözleri adeta beni delip geçiyordu. Konuştuğunda onu zar zor duyabildim, “Burdan çıkmak için yardımın lazım.”

Tanrı kanı taşıyan insanlarla tanışmanın göz kamaşması ve baş dönmesi gibi etkileri olabileceğini duymuştum ama bu kadarını asla tahmin edememiştim. Savaşın başlama nedeni olan kaçırılmış prenses karşımda dururken üstüne bir sis bulutu inmiş beynim olanları idrak edemiyordu. Prenses başarmıştı, belki tanrı babasından yardım istemişti veya bir plan yapmıştı ve kaçmayı başarmıştı. Düşüncelerimden sıyrılıp gerçekliğe döndüğümde bana iyice yaklaştığını fark ettim. Bedeninden yayılan güç tenimi yakıp terlememe neden olurken onu bu kadar uzun süre kapalı tutmayı nasıl becerdiklerini sorguluyordum. Onu buradan çıkarmamı istiyordu. Eğer bu savaşın bitmesini sağlayacaksa bunu yapacaktım.

Birlikte kalenin içindeki tünellerde ilerliyorduk. Dikkat çekmemesi adına ona kıyafetlerini değiştirmesini söylemiştim amyaydığ ı enerjiyi saklamanın pek bir yolu yoktu. Gözlerden uzak yollardan ilerlerken bana başından geçenleri anlatıyordu. Onu hapis tutan krallığın elinden kaçmak için babasının güçlerinde yardım almıştı. Evine dönmek istiyordu ama kaçtığı haberi yayılırsa başına gelebileceklerden korkuyordu o yüzden gizlice kaleye girmişti. Prensesin sonunda evine dönmesi ile kraliçe yatışacak ve birliklerini geri çekicekti. Savaş sonunda sona erecekti.

Karanlık koridorlardaki yürüyüşümüz oldukça uzun sürdü. Kraliçenin kaldığı yer savaş arenasından uzak olacak şekilde yerleştirilmişti. Oraya vardığımızda iyice endişelenmeye başlamıştım. Ya yanlış şeyi yapıyorsam? Daha bunu düşünecek vaktim bile olmamışken prenses beni kenara çekip elime bir madalyon koydu. Beni koruyacak bu tılsımı bir teşekkür hediyesi olarak vermişti. Prensesin kraliçenin odasına girdiğinden emin olduktan sonra geri dönmek üzere haraketlendim. Boynumdaki madalyon titremeye başladığı için durakladım. Boğazımı sıkmaya başlayan kolyeyi panik içinde çıkarmaya çalışıyordum ama bana yapışmıştı. Nefesim bitmeye başlarken arkamda duran prensesin özürünü duydum. Onu gören hiçbir ölümlünün yaşamaya izni olamayacağını söylerken sesi titriyordu. Gördüğüm son şey tehlikeli derecede güzel yüzü oldu.

(Visited 2 times, 2 visits today)