Umut

Yine sabaha kadar uyuyamamıştı. Saatin 7’ yi geçtiğini gördüğünde uzanmanın anlamsız olduğunu düşündü ve koltuğun üstüne hazırladığı yatağından kalktı. İki üç adım ötedeki lavaboya gitti, yüzünü suyla duruladı ve bir havluyla kuruttu. Lavabodan çıktı ve hastane yatağında yatan oğlunu kontrol etti. Değişen bir şey yoktu. Bir mucize yaşanmamıştı. Oğlu hala yaşıyordu, ama bir ölüden farksızdı. O günü, oğlunun bu hale döndüğü günü hala dün gibi hatırlıyordu. 

     2 ay önce sabahın erken saatlerinde oğlu onu heyecan dolu sesiyle uyandırmıştı. “Anne uyan artık! Bak geç kalıcağız!” Diyordu. Haftalar önce söz vermişti. Arabayla geçerken gördükleri lunaparka götürücekti oğlunu. Hem doktor da oğlunun durumunun çok daha iyi olduğunu, oğluna da iyi geleceğini söylemişti. Oğlunun uzun süre sonra böyle heyecanlanmasına karşı yüzünde bi tebessüm oluştu. İlk önce oğlunu hazırladı. Üstüne düz beyaz bir tişört, altına da açık mavi kot pantolon giydirdi. Oğluyla uyumlu olsun diye kendisi de benzer alt üst seçti ve giyindi. Olunu kucağına aldı ve banyoya doğru ilerledi. Oğlunu lavabonun tezgahına oturttu ve altın saçlarını taramaya başladı. Gözlerindeki heyecanı hala görebiliyordu. Oğlunu daha fazla bekletmeden götürmeye karar verdi. Hızlı hareketlerle evden çıktılar ve lunaparkın yolunu tuttular. Arabayla hızlı ve kısa bir yolculuktan sonra varmışlardı. Arabayı düzgünce park etti ve oğluna kapısını açtı. Eğlence başlamıştı artık. Bir sürü makinelere binmişlerdi ve sonunda ikisi de yorulmuştu. Oturucak bir yer bulduklarında çocuğun gözüne pamuk şekerci takıldı. Annesine bir hevesle döndü ve “Anne, pamuk şeker alabilir miyim? Lütfen!” Diye yalvardı. Oğlunun talılığına dayanamadı ve eline yeteri kadar para verip “Peki. Ama dikkatli ol tamam mı?” Dedi. Kıyamazdı oğluna. Çocuk kafasını salladı ve küçük ayaklarıyla pamuk şekerciye doğru koştu. Parasını uzattı ve karşılığında pamuk şekerini alıp annesinin olduğu yöne doğru gülerek koşmaya başladı. Oğlunun uzun süre sonraki bu neşesini görünce gülümsemeden edemedi. Ama bi anda büyü bozuldu. Çocuğun gülümsemesi bir anda silinmişti. Adımları yavaşladı ve hemen durdu. Oğlunun bir anda öyle görünce tereddüt ve korku içinde seslendi. “Atlas?”. Ama seslenmesiyle Atlas’ı yerde düştüğünü görmesi bir oldu. Oturduğu yerden bir hızla oğluna doğru koşmaya başlamıştı. Hastalığı nüksetmişti. Oğlunu kucağına aldı ve bilincinin açık olup olmadığını kontrol etti. Etrafları insanlarla kaplanmaya başlamıştı. Çok zaman geçmeden ambulans sesi duyulmaya başladı. Etraftakilerden biri ambulansı aramayı akıl etmişti. Ambulans vardığında hızlıca hastaneye doğru yola koyuldular. Hastaneye vardıklarında acildeki doktora oğlunun durumundan, hastalığından bahsetti. Daha sonra doktorlar oğlunu bir odaya aldılar ve gözlem altında tutulup hastanede tedavi olması gerektiğini söylediler. O zamandan beridir bu haldeydiler. 2 ay boyunca geceleri oğlunu düşünmekten uyuyamıyor, sabaha karşı kalkıyor oğlunun başından kalkmıyordu. Doktorlar bu 2 ay boyunca umudunu yitirmişlerdi. Bu durum onu da etkilemişti. Oğlunun çok süresi kalmadığını sonunda kendine inandırabilmişti. Umutsuzca oğluna baktı. Oğlunun anlından öptü ve su almak için dışarı çıktı. Geri döndüğünde hemşirelerinde odada olduğunu gördü. Garipsemedi. Hep olan bişeydi çünkü. Bir gelişme ya da farklı bir durum var mı diye kontrol etmek amaçlı kan almaya geliyorlardı. İşlerini bitirdikten sonra da gidiyorlardı. O Hemşireler gittikten bir süre sonra oğlundan sorumlu doktor içeriye girdi. Bu sefer garipsemişti. Doktor konuşmaya başladı. Oğlunun durumunda olumlu gelişmeler varolduğunu söyledi. Bu durum çok şeyi değiştirmişti. Oğluna karşı olan umudu yeniden yeşeriyordu. Oğlu uyandığında, ona sıkıca sarıldı. Sanki daha önce hiç dikkatli değilmiş gibi daha çok dikkatli bakmaya başlamıştı bir tanesine. Zaman geçtikçe oğlunun durumu daha da iyileşiyor; enerjisi, rengi tekrar geliyordu. 

      Uzun bir sürecin ardından beklenen gün gelmişti. Oğlu Atlas hastalıktan arınmış, hastaneden taburcu olmasını bekliyorlardı. Oğluna gülümseyerek baktı. Oğlunun da ona gülümseyerek baktığını gördü. Ama bi gariplik vardı. Lamba bir farklı gözüküyordu. Tam o anda gözünü açtı. Yine oğlunun mezarında uyuyakalmıştı. Yine rüya görmüştü. Ayaklandı. Mezar taşını okşadı ve evinin yolunu tuttu.

(Visited 7 times, 1 visits today)