Sabah uyandığımda çatının teneke sesi farklıydı. Yağmurun bildik tıkırtısı değil, sanki biri yukarıdan fısıltılar bırakıyordu. Pencereyi açtım; gökyüzü kurşuni, bulutlar ağırdı ve içlerinden kelimeler düşüyordu.
“Umut.”
İlk kelime avucuma düştü sıcaktı. Parmağımın ucunda eridi sonra içime doğru yayıldı. Göğsümde uzun zamandır hissetmediğim bir ferahlık oldu. Ardından “özür” düştü kaldırıma bir süre orada kaldı, sonra su gibi eriyip kayboldu. Onu görünce annemi düşündüm. Yıllardır söylenememiş cümleler aklımdan geçti.
Sokağa çıktım. Herkes şemsiyesizdi çünkü şemsiyeler işe yaramıyordu. Kelimeler kumaşın içinden geçiyordu. Yanımdan geçen bir adamın omzuna “başarısız” kelimesi düştü. Adam bir an sendeledi, gözleri karardı, yürüyüşü yavaşladı. Bir kadın dizine “güzel” kelimesini aldı yüzü farkında olmadan gülümsedi. Bir büyü gibiydi.
Öğlene doğru yağmur hızlandı. Artık kelimeler seçilemiyordu bazıları çarpınca acıtıyordu. “Yetersiz” alnıma değdiğinde kalbim yandı. Bir köşede bir çocuk ağlıyordu çünkü üstüne “sus” yağmıştı.
Bir kafeye uğramıştım kimisi mutlu kimisi mutsuz, yağan kelimelerin etkisi miydi bu? Garson yerlere düşen kelimeleri süpürmeye çalışıyordu fakat çok ağırlardı kaldıramıyordu. Bunları seyretmek bana da ağır geliyordu.
Eve doğru yürüdükçe insanlara düşen onca kelimeleri seyrettim, o kadar ağır ve kötü sözcüklere karşı ileriye dimdik bakanlar mı deriz yoksa hemen başını büken mi. evde koltuğumda oturup dışarıyı izledim, insanlar ne kadar güçlü.. benim gibi bir kedi ne anlar ki diye düşündüm ve derin ve sessiz bir uykuya daldım.
Yağan Sözcükler
(Visited 2 times, 1 visits today)
