Yağmur’un Misafiri

O gece gökyüzü sanki öfkesini kusuyordu. Şimşekler art arda çakıyor, gök gürültüsü duvarları sarsıyordu. Annem gece nöbetindeydi, babam yurt dışında. Evde tamamen yalnızdım. Saat gece yarısını geçmişti. Rüzgâr kapıyı gıcırdatıyor, perdeleri sallıyordu. Müzik dinleyerek korkumu bastırmaya çalıştım, ama bir anda elektrikler kesildi. Ev tamamen karanlığa gömüldü. Tam o anda dışarıdan gelen sese irkildim. Pencereye doğru koştum. Camın buğusunun arkasında, yağmurun altında küçük bir kız duruyordu. Saçları yüzüne yapışmış, elbisesi çamur içindeydi. Başını kaldırdı, bana baktı. Gözleri simsiyah, karanlık bir boşluk gibiydi. Dudakları hiç oynamadı ama kafamın içinde bir ses yankılandı: “Beni içeri al.” Korkudan nefesim kesildi. Perdeleri hızla kapattım, ama kafamda bir ses hâlâ fısıldıyordu. Sessizliğin içinde saatin tik tak sesleri yankılanıyordu. Cesaretimi toplayıp perdeyi araladım. Kız gitmişti. Sadece camda, buğunun üzerinde bir kelime yazıyordu: “Aç.” Kapıya kadar yürüdüm. Yağmurun sesi kulaklarımda uğulduyordu. Kapı koluna dokundum. Soğuktu, hatta buz gibiydi. Tam o anda içeriden bir ses duydum: “Beni hatırladın mı?” Kapıyı yavaşça araladım. Bahçe karanlıktı. Rüzgâr durmuştu, sadece yağmurun damlaları duyuluyordu. Kapının önünde küçük bir oyuncak bebek duruyordu. Saçları ıslanmış, elbisesi yırtılmıştı. Üzerinde solmuş bir yazı vardı: “Hayal–1998.” Elimi uzattım. O an bir uğultu yükseldi, rüzgâr birden yön değiştirdi. Bebeği tuttuğumda etraf sessizleşti. Gözlerim karardı. Uyandığımda sabah olmuştu. Annem mutfakta kahvaltı yapıyordu. “Anne,” dedim, “dün gece dışarıda bir kız vardı bana baktı, bu bebeği bıraktı.” Annem’in yüzü bembeyaz kesildi. “Bu evde yıllar önce Hayal adında bir kız yaşardı,” dedi. “Yağmurlu bir gecede kayboldu. O günden beri her fırtınada insanlar onun sesini duyduğunu söyler.” Benim içim ürperdi. O gece yeniden yağmur başladı. Televizyon kendi kendine açıldı. Işıklar titredi. Bebeği dolaba koyduğuma emindim ama bir ses duydum: “Sıra sende.” Dolap kapağı yavaşça açıldı. Bebek yere düştü. Aynı anda pencere kendi kendine açıldı, soğuk hava içeri doldu. Perde dalgalandı. Camın önünde o kız, Hayal, duruyordu. Bu kez yüzü solmuş, gözleri tamamen simsiyah olmuştu. Bana doğru eğildi, camın buğusuna titrek harflerle yazdı: “Yağmur durmayacak, sen de gidemeyeceksin.” Geri çekildim. Ayağım bebeğe takıldı. Bebek başını bana çevirdi  gözleri bir an parladı. Aynada yansımama baktım ama aynada ben yoktum. Bana bakan kişi Hayal’di. Dudakları kıpırdadı: “Artık sıra sende.” Sabah annem beni bulamadı. Odamda yalnızca bir bebek vardı. Üzerindeki yazı değişmişti: “Yağmurun yeni misafiri senin kızın.”

(Visited 9 times, 1 visits today)