“Yaşanabilir bir dünya” dendiğinde bizlerin aklına yalnızca doğanın yeşili, gökyüzünün mavisi gelmez; aynı zamanda hakkın, huzurun, adaletin, paylaşımın ve sevginin iç içe geçtiği bir yaşam biçimi gelir. Yaşanabilir bir dünya, yalnızca insanların değil, tüm canlıların uyum içinde var olabildiği bir gezegendir. Bu dünya, ne aşırı sıcakların kavurduğu, ne de açgözlülüğün tükettiği bir yerdir; doğanın döngüsüne saygı gösterilen, kaynakların bilinçle kullanıldığı, geleceğe umutla bakılabilen bir yaşam alanıdır.
Bu dünyanın sabahları tertemiz bir havayla başlar. Pencereler açıldığında solunan hava, egzoz kokusuyla değil, ıslak toprağın ve çiçeklerin kokusuyla dolar. Gökyüzü gri dumanlarla değil, kuş sürüleriyle süslenir. İnsanlar işe ya da okula giderken gürültüyle değil, kuş sesleriyle uyanır. Yollarda aceleyle değil, huzurla yürürler; çünkü kimsenin bir diğerine üstünlük kurma kaygısı yoktur. Herkesin yaşam hakkına duyulan derin bir saygı, toplumsal düzenin temelini oluşturur.
Yaşanabilir bir dünyada şehirler doğayla uyumludur. Beton yığınlarının yerini yeşil çatılar, dikey bahçeler, güneş panelleri ve bisiklet yolları almıştır. Herkesin ulaşabileceği temiz su kaynakları, ekolojik parklar ve topluluk bahçeleri vardır. İnsanlar sadece tüketici değil, aynı zamanda üretici olmanın mutluluğunu yaşar. Kentsel dönüşüm, geçmişi yok eden değil, onu doğayla barıştıran bir anlayışla yürütülür. Çocuklar, toprakla oynarken mikroplardan değil, bilgisizlikten korkmayan bir eğitim sistemiyle büyür.
Bu dünyada okullar sadece bilgi öğretmez; yaşamı, empatiyi, doğayı korumayı, paylaşmayı öğretir. Çocuklar geri dönüşüm kutularını sadece renkleriyle değil, anlamlarıyla tanır. Onlar için çevre bilinci bir ders değil, yaşamın doğal bir parçasıdır. Her birey, küçük bir hareketin bile büyük bir fark yaratabileceğinin bilincindedir. Bir ağaç dikmenin, bir plastik şişeyi geri dönüştürmenin, bir tas suyu israf etmemenin, geleceğe atılan tohumlar olduğunu bilir.
Yaşanabilir bir dünya, doğanın dengesinin korunduğu bir dünyadır. Denizler canlıdır; balıklar, mercanlar, yosunlar doğal döngülerinde yaşamlarını sürdürür. Ormanlar tükenmez, aksine her yıl biraz daha çoğalır. Kutup ayıları buzullarda yuva bulur, göçmen kuşlar yönlerini şaşırmaz. İnsan, kendisini doğanın efendisi değil, bir parçası olarak görür. Tarım kimyasalların değil, doğanın ritminin yönettiği bir sistemle yapılır. Gıda israfı yerine paylaşım, plastik yerine geri dönüşümlü malzemeler tercih edilir.
Fakat yaşanabilir bir dünya yalnızca çevresel bir ideal değildir; aynı zamanda sosyal bir dengedir. Bu dünyada insanlar açlık, yoksulluk ya da savaş nedeniyle yaşamlarını kaybetmez. Herkesin barınabileceği bir evi, eğitim alabileceği bir okulu, sağlık hizmetine ulaşabileceği bir sistemi vardır. Kadınlar, çocuklar, yaşlılar, engelliler—her birey eşit haklara sahiptir. Kimse dilinden, dininden, renginden dolayı öteki durumuna düşürülmez. İnsan ilişkilerinde saygı, güven ve dayanışma esas alınır.
Teknoloji, doğaya ve insana hizmet eder; onları sömürmez. Yenilenebilir enerji kaynakları yaygındır; güneş, rüzgâr ve su, dünyanın enerji damarlarını besler. Bilim insanları doğayı taklit eden, onu yok etmeyen icatlar geliştirir. Ekonomik sistem, yalnızca büyümeyi değil, sürdürülebilirliği hedefler. “Kazanç” kelimesi, sadece para ile değil, yaşam kalitesiyle ölçülür.
Belki de en önemli olduğunu söyleyebileceğimiz şeye geldik, dünyanın mutlu olabilmesi için içerisinde yaşayan canlıların mutlu olması gerekir. İnsan; doğa, toplum ve kendiyle barışıksa mutlu olabilir, problemleri yoksa, ya da çözümlenebiliyorsa mutlu olabilir. Yaşanabilir bir dünya, yalnızca temiz sokaklar, yeşil parklar ya da rengi denizler değildir; insanların kalbinde taşıdığı umut, sevgi ve sorumluluk duygusudur. Gerçek anlamda yaşanabilir bir dünya, birlikte korunduğu, birlikte güzelleştirildiği sürece var olabilir.
