Günler her zamanki gibi sıkıcı geçiyordu ve sanki hep kendilerini tekrarlıyorlardı. Yine yorucu bir günün sonuydu, her zamanki gibi dişimi fırçalayıp bir dahaki günün sıradan günlerden biri gibi olacağını düşünerek uykuya daldım. Ama yarının başka planları vardı.
Gözlerimi açtığımda gördüklerime inanamadım. Yan bina alevler içerisindeydi, itfaiye istasyonu çok yakında olmasına rağmen hala gelen kimsecikler yoktu. Daha da tuhafı ise genelde araba ve korna sesinden kendi düşüncelerimi duyamadığım evimin normal olmayan bir biçimde sessiz olmasıydı. Zaman geçtikçe daha fazla tuhaflık fark etmeye başladım: normalde işe yetişmeye çalışan insanlarla dolu mahallede şimdi in cin top oynuyordu ve üst komşumun gürültücü köpeğinden hiç ses çıkmıyordu. Camdan dışarıya bakmaya devam ettim ve sonunda yolda yürüyen birini gördüm. Tam içim rahatlamışken bir terslik fark ettim, yoldaki kişi dengesini kurmakta zorlanıyormuş gibi yürüyordu ve tek kolu yoktu! Gördüklerime inanmakta zorlanıyordum, olduğum yerde dona kalmıştım ta ki koridorumdan adım sesleri duyana kadar. Hemen olduğum yerden fırladım, yatağımın altından bir beyzbol sopası çıkardım ve odamın kapısına doğru parmak uçlarımda yürüdüm, kapıyı aralayarak koridora baktım. Koridorda zombileşmiş komşum yürüyordu, kapıma yaklaştığında sopamı kaldırdım ve hızlıca kapıyı açıp sopayı kafasına indirdim. O anda her şeyin filimlerdeki gibi olmadığını anladım, sopam ortadan ikiye ayrılmıştı ve bana doğru bakan bir çift öfkeli göz vardı. Dairenin çıkış kapısı komşumun arkasında duruyordu bu nedenle özgüvenimi toplayıp artık aynı kişi olmayan komşumu tüm gücümle kenara ittim, tüm hızımla ayakkabılarımı elime alıp dışarı çıktım ve kapıyı vurdum. Kapının yanında asılı olan Keratayla ayakkabılarımı giydim. Merdivenlerden aşağı doğru inerken aklımdan tek geçen şey, hayatım boyunca elde etmek için çalıştığım her şeyin boşa mı olduğuydu. Çıkış kapısına vardığımda önceliklerimi sıraladım ilk başta su ve yemek bulmam lazımdı sonrasında güvenli bir yer. Evin yakınındaki markete doğru yol almaya başladım. Yolda kaza yapmış yüzlerce araba gördüm ve tuhaf bir şekilde hiç zombi yoktu. Markete vardığımda oranın da ne kadar boş olduğunu fark ettim ve içeri girdim. Hızlıca konserve yemek kısmına gittim ve çokça konserve somon ve domates salçası aldım, reyonlardan birinde çanta buldum ve topladıklarımı içine koydum tam çantanın fermuarını kapatırken dışarıdan bir silah sesi duydum. Aklımdan ilk geçen şey başka hayatta klanlarında olduğuydu hemen sesin geldiği yere doğru koştum ama bu çok büyük bir hataydı. İkinci bir silah sesi duyuldu ve bacağımda keskin bir acı hissettim, aşağı baktığımda bacağımdan kan akıyordu. Silahlı adam gölgelerden çıktı çantamı aldı ve kaçtı. Olanları anlamıştım sırf eşyalarım yüzünden kendi türüm tarafından vurulup ölüme terk edilmiştim.
Silah seslerini duyan zombiler her köşeden çıkmaya başladılar bacağım yüzünden ayağa kalkamadığım için sürünerek kaçmaya çalıştım ama nafile idi. Etrafımı sardıklarında anladım insan ırkının bencilliğini, nasıl da hayatımız boyunca bazı şeyleri elde etmeye çalışıp sonunda kaybettiğimizi. Her şey geçiciydi, tek bir şey dışında: Ölüm.
