Yaşanabilir Bir Dünya mı Dediniz? Buyrun, Düşünelim…

Şimdi şöyle ki… “Çocuklarımıza yaşanabilir bir dünya bırakalım.” diyorlar ya hani, aslında bu laf kulağa çok düzgün gelse de içinde epey bir karmaşa barındırıyor. Çünkü “yaşanabilir” ne demek? Kimine göre beton ormanlarda yaşamak da bir yaşanmışlık hali, kimine göre yeşillikler içinde kuş cıvıltısı duymak. Ama ben şöyle düşünürüm: yaşanabilir bir dünya, sabah kalktığında gökyüzünün gri değil de mavi olması gereken bir yerdir.

Ama sadece gökyüzü değil mesele. Hava temiz olacak, ama öyle filtreyle değil, gerçekten temiz. Su içilir olacak, ama marketten şişeyle değil, çeşmeden kana kana. Kuşlar ötüşecek ama bunu bir YouTube videosundan değil, camı açınca duyacağız. İnsanlar gülümseyecek, ama bunu sadece selfie çekerken değil, sokakta yürürken bile yapabilecekler. Yani her şey biraz daha doğal, biraz daha içten olacak.

Sonra… Yaşanabilir bir dünya demek, çöplerin doğaya karışmadığı, denizlerin plastikle boğulmadığı bir dünya demek. Ama bunu sadece çevreci afişlere yazmak yetmiyor. Herkesin bir parça düşünmesi lazım. “Ben çöpümü nereye attım?”, “Bu ihtiyacım mı yoksa isteğim mi?” diye sorabilmek lazım kendine. Ama itiraf edeyim, bazen ben de market poşetlerini unutuyorum yanımda getirmeyi. Hepimiz insanız sonuçta.

Bir de savaşsız, kavgasız, huzurlu bir ortam… Belki biraz ütopik, belki de değil. Ama umut varsa, neden olmasın?

Kısacası, yaşanabilir dünya dediğimiz şey öyle çok uzaklarda değil belki de. Belki biraz az tüketmekte, biraz çok düşünmekte, biraz da gerçekten hissetmekte gizlidir. Ha bir de unutmadan… Bu dünya sadece bize ait değil. Kirletip kirletip “çocuklara bırakalım” demek biraz garip değil mi?

Kısacası yaşanabilir bir dünya yaratmak için hem çocukların hemde yetişkinlerin son derece (bu konu hakkında titiz olması gerekiyor.) Şuanki dünya koşullarıyla bunu yaratmak insana çok zor gelebilir fakat ne olursa olsun hiçbir şey imkansız değildir.

(Visited 7 times, 1 visits today)