Çan kulesinin seslerinden saatin gece on iki olduğu anlaşılıyordu; bütün şehirde yaşam belirtisini simgeleyen hiçbir şey yoktu, tek bir yer hariç… Bu yer çan kulesine yaklaşık on bin adım uzaklıkta olan bir depo idi. Bulunduğu yere ait olmadığı aşikârdı, zaten ait de değildi. Burada, Utku’nun üniversite eğitimini yarıda bırakarak son parası ile aldığı ve son on yıldır zaruri ihtiyaçları dışında hiç çıkmadığı yer, ne yaptığını kendisi dışında kimse bilmiyordu ama her gece deponun kapısının altındaki boşluktan sızan ışık herkeste merak uyandırıyordu. Utku, kendisini bildi bileli hep Nikola Tesla’yla ve onun çalışmalarıyla ilgilenmişti ki aslında yaptığı her şeyin sebebi üniversitedeyken zamanda geri gitmenin mümkün olduğuydu. Bunu anladığı zaman bir dakikasını bile harcamadan çalışmaya başlamış ve kendisini her şeyiyle beraber zaman makinesini yapmaya adamıştı.
Bu gece özeldi çünkü yıllar boyunca çalışarak hazırladığı ilk prototipini o gece deneyecekti. Bunun için deponun kapısını açarak dışarı çıktı ve 10 km uzakta bulunan ormana yöneldi. Zaman makinesi 3 metre boyunda dev bir yumurtaya benziyordu. Utku birkaç özel tuşa bastı ve yumurta açıldı. İçine girdikten sonra bilgisayara 6 Ocak 1943 tarihini girdi ve son olarak ortadaki kırmızı tuşa basarak girdiği tarihe ışınlandı. Planı, Tesla’yı gerçekleştirilecek olan suikastten kurtarmaktı, her ne kadar bu olayın doğruluğu kanıtlanamamış olsa da Utku suikast gerçekleştirildiğinden emindi. Bunların hepsini kısa bir sürede yapmalıydı çünkü en küçük değişiklik her şeyi mahvedebilirdi. Işınlandığı orman Tesla’nın ölmeden önce kaldığı New Yorker Hotel’e yirmi kilometre uzaklıktaydı. Hiç vakit kaybetmeden otele yöneldi, heyecandan sırtından su gibi ter akıyordu ama yıllardır kurduğu hayalini gerçekleştirebildiği için çok mutluydu. Yolda yürürken bir kafeye uğrayıp bir kahve ile gazete rica etti. Gazetenin ilk sayfasının neredeyse tamamını kaplayan haberi görünce sırtından kaynar sular döküldü“ Nikola Tesla Sovyetler Birliği için çalışıyor”. Demek ki öldürülme sebebi bu imiş, diye düşünürken havanın karadığını fark etti. Tesla’nın otel odasına hızlı adımlarla yürüdü ve kısa bir araştırma sonucunda 15 numaralı odada bulunduğunu tespit etti.
Kapıyı tıklatarak içeri girdiğinde kendisini beyaz saçlı, bir deri bir kemik olan idolüyle karşılaştığında hemen sarılmaya çalıştı fakat Tesla geri çekilerek sarılmasına izin vermedi. Durumun ciddiyetinin farkına vararak kısa bir konuşma ile her şeyi açıkladı ve ormana dönerek zaman makinesine bindi. Bilgisayara 24 Aralık 2024 tarihini girdi ve yine kırmızı tuşa basarak o tarihe ışınlandı. Zaman makinesinden çıktığında bulunduğu yerde ne bir orman ne bir şehir olduğunu fark etti. En yakındaki şehire kilometreler vardı fakat Utku bu duruma hazırlıklıydı. Çantasından çıkardığı yiyecekleri yedikten sonra kuzeye doğru yürümeye başladı. On günlük bir yolculuğun ardından vardığı şehirde her tarafta Sovyetler Birliği bayrağı vardı. O zaman durumu kavrayan Utku nasıl bir felakete yol açtığını fark etti ama artık durum geri dönülemeyecek raddeye gelmişti. Tesla hakkındaki söylentiler demek ki doğruydu ve artık yapacak bir şey yoktu çünkü bütün dünyaya Sovyetler Birliği hükmediyordu.
