Zamanın Kurbanı

Yine bir pazar akşamı… Yetiştirilmesi gereken tonlarca iş ve ben… Baş başayız. Kendimi adeta kaybettiğim bir anda, neye nereden başlamam gerektiği hakkında en ufak bir fikrim yokken patronumdan gelen mesajla irkiliyorum. Ertesi güne yetiştirmem gereken büyük proje için iki hafta daha süre aldığımı öğrendiğim andaki mutluluğumu anlatmak için kelimeler kifayetsiz kalıyor. Son zamanlarda başımın belası olan işleri son dakikaya bırakma alışkanlığı az daha işimi elimden alıyordu. Aynı şeyi bir daha yaşamak en kötü senaryoydu kafamda. Neyse ki talih yüzüme güldü. Ancak bu sefer kararlıyım, en kısa zamanda işlerimi halledecek ve hayatımı düzene sokacağım.

 

Bir hafta sonra…Her yandan bir ses geliyor ve hangisini dinlemem gerektiği hakkında bir fikrim yok. Bunların kafamın içinde dönen sesler olduğunu bilmeme rağmen sesleri gittikçe yükselir gibi oluyorlar ve en sonunda bir uğultuya dönüşüyorlar. Hepsi bana yapmam gereken tüm işleri ve sırtımdaki her bir yükü hatırlatıcı nitelikte. Tek sustukları an, onlardan tamamen kurtulduğum zaman. Bu da ancak o işleri bitirdiğim vakit geçekleşiyor. Fakat o her bir görünmez ses kaynağının bilmediği şey, bana ne kadar seslenirse beni o kadar kaybettikleri. Çünkü yıllar içinde şunu anlıyor insan: Tam da en meşgul olduğun an başka şeyleri dikkatini en çok çektiği andır. Benim gibiler için koca dünyada en üzücü olan gerçek belki de budur. Çünkü biz yükümlülüklerimizin kölesi haline gelmiş ancak bu düşünce yapısını hayatının içine entegre edememiş insanlarız. Fakat suçu bu hayat yapısında aramak hata olur çünkü daha iki hafta öncesinde halletmeye ant içtiğim işi yine son dakikaya bırakmış bulunmaktayım. Bu sefer iş ciddi çünkü koca projeyi yapmak için iki günüm kaldı. Ama o kadar isteksiz o kadar hevessizim ki arkadaşlarımdan gelen buluşma teklifini reddetmiş olduğum için derin bir pişmanlık duyuyorum. Umutsuzluğa kapılıyor ve yapmak istediğim şeyler ile yapmam gereken arasında gidip geliyorum. Ancak karar veremedikçe ve o psikolojide derin düşüncelere dalmışken bir anda fark ediyorum ki benim küçücük dünyamda değişen ve akan tek şey zaman. O halde zaman akıyor, gidiyor; biz ne yapıyoruz? Beklemekten başka bir şey yapmıyoruz. Düşünce var, icraat yok.

 

Tüm bunların yaşanması bir yandan üzücü olsa da bana bilinç kazandırdı. Meğer gözümüzün önünde olan şeyleri fark etmek bazen ne kadar da zormuş. Bir an gelir, dalarız; bir de bakmışız ki saatler, günler, aylar ve belki yıllar gitmiş ömrümüzden; tıpkı avucumuzun içine düşen bir kar tanesinin eriyişi gibi. Zaman da esasında öyledir; durmaz, beklemez kimseyi. Akar, ilerler ancak. Sen harekete geçmediğin sürece hayatında gelişen, büyüyen tek şey saat ya da içinde bulunduğun yıl olur ancak. Bu kısır döngünün içine girdiğin zaman, artık dönüşü zordur. Öyle ki; zamanı yönetmeyi öğrenemeyen, zaman tarafından yönetilir.

 

(Visited 28 times, 1 visits today)