Gece, kasabanın karanlığını ve ıssızlığını daha da belirginleştiriyordu. Kırık dökük saatlerin bulunduğu, terk edilmiş bir evde yıllardır kayıp olan bir zaman makinesi vardı. Yıllar önce, bir bilim insanı bu makineyi icat etmiş ve zamanı kontrol edebileceğini iddia etmişti. Ancak kimse, zamanın ne kadar tehlikeli olabileceğini söylememişti.
Köy halkı, bu makinenin gücünü kullanarak zaman içinde kaybolanların geri dönmesini umut etti. Fakat bir gün, zaman makinesi bozuldu. Kimse tam olarak ne olduğunu anlamadı ama her geçen gün, kasaba halkından bir ya da iki kişi kayboluyor, bunu kimse fark etmiyordu. Kaybolan kişiler geri döndüklerinde ise artık eskisi gibi değillerdi; sanki ruhlarının bir parçası eksilmiş gibiydi.
Bir gece, birisi evinin köşesinde zaman makinesinin kırık parçalarını buldu. Merak ve kararlılıkla makineyi yeniden çalıştırmaya karar verdi. Ancak bir hata yaptı ve zamanı geri almak için makineyi yanlış bir şekilde kullandı.
O anda kasaba derin bir sessizliğe büründü. İnsanlar birer gölge gibi yok oldular. Ve tam o an, o kişinin aklında şu düşünce belirdi: Zamanı yönetemeyen, sonunda zaman tarafından yönetilir.
