Yine en yoğun günlerimden birindeyim. Sabah güneşinin bana uzattığı neşe dolu gülümsemeyi izlerken sıcacık kahvemi yudumlayacak on dakikam bile yok. Projenin teslim günü geldi, ama ortada henüz bir proje yok. Bu proje için kurduğum gruba kaçıncı kez hayıflandığımı artık ben bile bilmiyorum. Kabullenmeliyim: Artık bir an önce projeye başlamam gerek.
Yatağımı toplamaya bile vaktim yok. Yapacağım makarna köprüsü için malzemelere yöneliyorum ama evde hiç makarna olmadığını fark edince sinirlerim iyice geriliyor. Üzerimde pijamalarla en yakın markete gidip dört paket makarna alıyorum. Saat sabah sekiz buçuk. En geç on birde evden çıkmam gerekiyor. Kendimi zamanla yarışıyormuş gibi hissediyorum. Aslında hepimiz hayat boyu zamanla yarışmıyor muyuz?
Lafı uzatmadan eve dönüp tüm malzemeleri mutfak masasına yığıyorum. Silikon tabancasını da hazırlayıp neredeyse nefes bile almadan çalışmaya koyuluyorum. Odamın bir köşesinden bulduğum kartonun üzerine makarnaları yapıştırmaya başlıyorum. Daha ilk makarnada anlıyorum ki, bu köprüyü sağlam bir şekilde inşa etmek hiç de kolay olmayacak. Zamanımın yetme ihtimali düşük. Eğer projeyi zamanında teslim edemezsem sınıfı geçemeyeceğim. Zaten akademik anlamda dibe vurmuş durumdayım ama toparlanamayacak bir halde de değilim.
Makarnaları yapıştırırken sinirlenmemek için kendimi zor tutuyorum. Sabırlı olmam gerektiğini biliyorum ama içimdeki başka bir ses bağırıp çağırmak, makarnaları fırlatıp kırmak istiyor. Koskoca bir saat geçmiş ama ortada projenin küçük bir kısmı bile yok. Saniyelerle yarışıyorum. Keşke bir mucize olsa, diye geçiriyorum içimden.
Tam o sırada dışarıdan gelen bir gürültü duyuyorum. Sesler daha tok, daha yavaş gelmeye başlıyor. Aklımdan geçirdiğim mucize gerçek mi oluyor yoksa? Saate bakıyorum; saniyeler dakikalara, dakikalar saatlere dönüşmüş gibi. Ağzım açık bir şekilde telefonuma bakakalıyorum. Belki bir dakika, belki bir saat boyunca. Sanki artık sonsuz zamanım varmış gibi hissediyorum.
Ama bir yandan da aklıma takılıyor: Acaba bu düzen ne kadar sürecek? Geleceği düşünmek yerine ana odaklanmak daha cazip geliyor. Hemen kendime sağlıklı bir yulaf tabağı hazırlayıp sabahtan beri aç duran midemi doyuruyorum. Ardından sıcak bir kahve eşliğinde makarna köprüsüne geri dönüyorum.
Zamanın bol olduğunu bilmek beni rahatlatıyor. Yaptığım işten keyif almaya başlıyorum. Üç saat geçmiş ve proje neredeyse tamam. Okulun başlamasına hâlâ saatler varmış gibi hissediyorum. Son kozlarımı da oynuyorum; notlarımı düzeltip derslere son kez göz atıyorum. Artık yapmam gereken tek şey, okulu beklemek.
