Saniyelerle yarışıyordum, bir mucize gerçekleşse dediğim o anda, hayatımın en büyük yarışına girdiğimi fark ettim. Okulda her yıl düzenlenen Hızlı Zeka Yarışması için seçildiğimde çok heyecanlanmıştım. Bu yarışma, sadece bilgi değil, aynı zamanda hız ve pratiklik gerektiriyordu. Ancak, yarışmaya bir saat kala evden çıkmak için hala hazırlanıyordum. İçimden “Bir mucize olsa da zaman dursa!” diye düşündüm.
O an, kalbimde bir şey uyandı. Belki mucize, zamanın durması değil, zamanı doğru kullanmayı öğrenmekti. Yarışmaya katılmak için acele ediyordum ama bir yandan da sakin olmaya çalışıyordum. Yolda trafik çok yoğundu, her ışık kırmızıydı ve önümdeki arabalar neredeyse hiç hareket etmiyordu. Bir an durup derin bir nefes aldım ve “Bunu yapabilirim.” dedim kendime. Zamanla savaşmak yerine, onunla uyum sağlamalıydım.
Trafikte ilerlerken birden ışıklar yeşile döndü. Hızla yol aldım ama her saniyenin ne kadar değerli olduğunu düşündüm. Yarışmaya gitmek için zamanım azalmıştı ama panik yapmamam gerektiğini biliyordum. Yarışma saati yaklaşıyordu ve hala bir dakikam vardı. O dakikayı, her saniyeyi en verimli şekilde kullanmaya karar verdim.
Yarışma salonuna geldiğimde, arkadaşlarım çoktan yerlerini almıştı. Hızlı Zeka Yarışması başlamıştı. Sorular sırayla gelmeye başladı ve benim için her soru bir fırsattı. Zamanın hızla geçtiğini hissediyordum ama bu kez paniğe kapılmadım. Her soruyu dikkatle inceledim ve doğru yanıtlar verdim. Sonunda, en hızlı ve doğru cevapları vererek yarışmayı kazandım.
O gün, bir mucize beklediğimi düşünmüştüm. Ama gerçek mucize, zamanla barışmak ve o saniyeleri doğru şekilde değerlendirmekti. Yarışma sadece bilgiyle değil, hızla ve sakinlikle ilgiliydi. Bu yarışmayı kazanmak, bana aslında zamanın sadece bir rakip değil, en iyi yardımcım olabileceğini gösterdi.
