O sabah uyandığımda her şey sıradan görünüyordu. Günlük rutinlerimi yaptım: yüzümü yıkadım, dişimi fırçaladım, saçlarımı taradım. Annemin yanına gittiğimde kahvaltı kokusu mutfağı sarmıştı. İçimde bir farklılık hissettim. Annem çok fazla şey düşünüyor, hepsi sanki benim kafamın içindeymiş gibi geliyordu. Şaşkındım; ilk defa böyle bir hisle dolmuştum. Yine de fazla üzerinde durmadım.
Dışarı çıktığımda hayatımın tamamen değişeceğini bilmiyordum. Okuldaki arkadaşım sınav notu için üzülüyordu, içi içini yiyordu ama belli etmemeye çalışıyordu. Dayanamadım ve onu teselli etmeye çalıştım. Bana sanki “deliymişim” gibi baktı ve sırasına oturdu.
Öğretmenimin yanına gittiğimde ise o, ders programını, yoğun bir gün olacağını ve akşam ne yemek yapması gerektiğini düşünüyordu. Kafamın içinde yankılanan sesler duyuyordum. Bu durum beni korkuttu. Kim, karşısındakinin düşündüğünü bu kadar net duymak isterdi ki? Geçici bir şeydir belki dedim kendi kendime ama sonraki günlerde de aynı şekilde devam etti.
Artık adını koymam gerekiyordu: Zihinlerin içinde bir “ben” vardı ve ben zihinleri okuyabiliyordum.
Bu bir yetenek miydi bilmiyorum ama çoğu zaman kafamın içindeki seslerden kendi sesimi bile duyamaz olmuştum. Bir gün artık bu durumu nasıl daha iyi yönetebilirim diye düşünmeye başladım. Öncelikle, sesleri filtrelemeyi öğrendim; tıpkı internette alışveriş yaparken filtreleme yapmak gibi. Artık istediğim kişinin düşüncelerini seçip sadece onu duyabiliyordum. Bu becerim sayesinde kafamda oluşan karmaşa yerini rahatlamaya bıraktı.
Bu özelliğim meslek seçimimde çok etkili oldu. Psikoloji okuyup psikolog oldum. Üniversite yıllarımda da bu yeteneğimi kötüye kullanmadan, ondan destek alarak başarılı oldum. Sonrasında hem bilgilerimi hem de bu yeteneğimi insanların duygularını daha iyi anlamak için kullandım ve onlara destek olmaya çalıştım. Empatinin değerini anladım.
İnsanların beklentisinin sadece onları dinlemek, anlamaya çalışmak ve yargılamadan kabullenmek olduğunu fark ettim. Bu süreçte karşımdakilerin sırlarını da öğrendim, ama kimseyle paylaşmadım ve sır tutmayı öğrendim.
Meslek hayatımda en sevdiğim film serisi olan Harry Potter bana çok ilham vermişti. Baş karakter Harry de birçok yeteneğe sahip olmasına rağmen onları kötü amaçlar için kullanmamıştı. Ben de o günden sonra insanlara daha çok saygı duyup, anlayış göstermeyi öğrendim.
Herkesin bir gün kısa süreliğine de olsa bu yeteneğe sahip olmasını diliyorum. Belki o zaman dünya daha güzel bir yer olur.
