Hayat

Küçüklüğünden beri sanata ilgi duymuştu, sanatın her türüne, her seyahat ettiği yerde oradaki ünlü yapıtları görmeden geri dönmezdi. Piyano çalmayı hep çok sevmişti, o tuşlara basmak ve onları melodik bir şekilde duymak ona hep büyülü gelmişti. Kendisini ne zaman üzgün, mutlu, kırgın hissetse kendini o tuşlarda bulurdu. Yetenekliydi, çok güzel resim çizerdi, duygularını resim çizerek ifade etmek ona iyi geliyordu. Özellikle filmler, onun yaşam tarzı gibiydi. Senaristleri çok iyi tanırdı, kim ne tür senaryolar yazar, hangi duygular içindedir, bunu çok iyi bilirdi.

O gün uyandı ve kalktığında güzel bir manzara ile karşılaştı, dışarıda kar yağıyordu, etraf bembeyazdı, hemen hazırlanmaya başladı. Açık kahve tonundaki kalın paltosunu, siyah boğazlı kazağının üstüne giyindi. Hemen çantasının içine bilgisayarını ve çiçekli defterini attı. Kırmızı otobüs tam evinin önünden geçiyordu, ona bindi. Kulaklığını taktı ve şarkı listesinde klasik piyano müziklerinden birini dinlemeye başladı. Bugün yoğun bir gün olacaktı. Yapması gereken çok iş vardı. Otobüs durduğunda bir kitapçı fark etti. Eski bir kitapçıya benziyordu ve daha önce hiç oradan geçmemişti. Orada indi, kitapçı ilgisini çekmişti, indiğinde hemen kitapçıya doğru hızlı adımlarla yürüdü. Vitrinde gördüğü şeyler onu büyülemişti. Her boyda tahta müzik kutuları, dışları farklı renklere boyanmıştı, oraya bakakalmış olacak ki yaşlı bir adam yanında belirdi, muhtemelen bu kitapçının sahibiydi. Onunla bu müzik kutuları hakkında uzunca sohbet etti, daha sonra kitapçının içindeki bir afiş dikkatini çekti, bu oydu, onun hep tanışmak istediği yazardı. Yazarın başka bir şehirde, okuyucularının sorularını yanıtlayacağı yazıyordu. Hemen masada duran o afişin aynısından aldı. O kadar çok sormak istediği soru vardı ki. Kitapçıdaki adama iyi günler dileyerek oradan çıktı, hala çok şaşkındı. Ama ona bu bir mucize olarak geliyordu. İki gün içerisinde o yazarın olacağı şehire gidemezdi. Yapması gereken onca iş vardı. Üzgünce yandaki kafeye girdi. Çantasını yandaki sandalyeye bıraktı ve her zamanki sütlü kahvesinden aldı. Çiçekli defterini ve bilgidsyarını çıkardıktan sonra yazmaya başladı. Yazmayı çok seviyordu, çok güzel şiir yazardı. Tam yazıya başlamıştı “ Bir mucize oldu. Bir el usulca omzuna dokundu.” Bu oydu, o yazardı. Ne yapacağını bilmiyordu. Sormak istediği  yüzlerce soru kafasındaydı, bir yandan nasıl olur diye düşünüyordu. Yazar her zamanki gibi koyu Zümrüt yeşili ceketini giyinmişti, siyah kalem eteğini de unutmamak gerekirdi, yazar ona eğildi ve dedi ki, Bu senin mucizen; sanatı çok seviyorsun, yüzünden belli oluyor. Beraber sohbet etmek ister misin? Belki de yazın hakkında fikir almak istersin. Çok mutlu olmuştu. O gün çok güzel geçti. Eve geldi tüm olanları düşündü. Hayat sürprizlerle doluydu…

(Visited 16 times, 1 visits today)