Bir sabah uyandığımda, insanların zihnini okuyabildiğimi fark ettim. Başta bu durum beni hem heyecanlandırdı hem de korkuttu. Ne olup bittiğini anlayamadan bir anda çevremdeki insanların düşünceleri kafamda beliriverdi. Ailemle kahvaltı ederken annemin hâlâ dün gece kırdığım bardağı düşündüğünü babamın ise iş yerindeki sıkıntılarını bizden sakladığını fark ettim. Yüzleri sakindi ama iç dünyaları çok daha gürültülüydü.
Sokağa çıktığımda ise ortam adeta bir uğultuya dönüştü. İnsanların düşünceleri üzerime kelime kelime yağıyordu. Kimi alışveriş listesi yapıyor, kimi gizli hayaller kuruyordu. Bazıları iç tanımadıkları insanlar hakkında içten içe düşündüklerini sessizce dillendiriyordu. Bu kadar çok sesin arasında yürümek fırtınanın ortasında kalmak gibiydi.
Otobüste, yanımda oturan adamın işten atılma korkusunu, bir çocuğun annesine söyleyemediği kötü not yüzünden yaşadığı paniği duyabiliyordum. Öğle vakti parka kaçtım, biraz sessizlik bulurum diye. Ama zihinsel sessizlik diye bir şey yoktu artık.
Günün sonunda başım ağrıyordu. Bu güç, bir lütuf gibi görünse de aslında ağır bir yüktü. Yalnız kalmak, ilk kez bu kadar anlamlı gelmişti.
