“Otobüsten indiğimde hava beklediğimden daha karanlıktı. Sokak lambasının altında durup etrafa bakarken içimde açıklayamadığım bir huzursuzluk belirdi ve …” bu his, gecenin ağırlığıyla birlikte içime çöktü. Lambanın sarı ışığı yüzümü solgun gösteriyor, çevremdeki binalar ise sessizce beni izliyormuş gibi duruyordu. Valizimin sapını daha sıkı kavradım. Ne yapacağımı bilmeden birkaç saniye öylece kaldım.
Sokak beklediğimden daha dardı. Kaldırım taşları çatlamış, bazı yerlerde otlar aralarından fırlamıştı. Yürümeye başladığımda ayak seslerim fazlasıyla net geliyordu kulağıma. Sanki bu sessizlikte bana ait olmayan hiçbir şeye yer yoktu. Uzak bir evden gelen kapı gıcırtısı irkilmeme yetti. Başımı çevirdim ama kimseyi göremedim. Bu mahalleye ilk kez geliyordum, buna emindim. Yine de içimde tuhaf bir tanıdıklık hissi vardı. Bir köşeyi dönerken çocukluğumdan kalma silik bir anı zihnimin ucundan geçti; eski bir akşam, karanlık bir sokak ve aceleyle eve çağıran bir ses. Hatırlamaya çalıştıkça görüntü dağılıyordu.
Bir pencerenin önünde durdum. Cam buğuluydu, içeriden loş bir ışık sızıyordu. Perdenin arkasında bir gölge hareket etti ve ben istemsizce geri çekildim. Kalbim hızla atıyordu. Huzursuzluğum korkuya dönüşmek üzereydi ki rüzgâr esti, yapraklar ayaklarımın etrafında savruldu. Sokak bir anlığına canlanmış gibiydi.
Derin bir nefes aldım ve yürümeye devam ettim. Belki de bu huzursuzluk, yeni bir yere değil, kendimle baş başa kalmaya duyduğum alışılmamış bir tepkiydi. Sokak lambası arkamda kaldığında, karanlığın o kadar da düşman olmadığını fark ettim.
