Üşengeçlik, PISA 2015 Sonuçları ve Türkiye

“www.indir.com”

“Enter”
“dosyayı indir”
“Enter”
“lütfen dosyayı isimlendirin”
“asdhbvaquerbvner”
“Enter”

Her gün yaptığım gibi okuldan geldikten sonra çağımızın en büyük icadı, NASA’nın Ay’a gittiği teknolojiden kat be kat üstün olan kucak bilgisayarımı aldım. İnternette çılgınlar gibi geziyor, ayın daha başı olmasına rağmen dolan internet kotasını umursamadan fütursuzca film indiriyordum. İndirmenin dolduğunu haber eden bip sesi ile birkaç dakikadır içinde bulunduğum trans halinden kurtuldum. Bilgisayar benden dosyayı isimlendirmemi istiyordu. Hep yaptığım gibi klavyenin tuşlarına rastgele basarak bir isim koydum “asdhbvaquerbvner”. Enter tuşuna basar basmaz bilgisayar bana karşı geldi ve bu isimde başka bir dosya olduğunu söyledi. Bir süre daha klavyenin tuşlarına basarak bilgisayar ile kavga ettim ama sonuç değişmedi. Benim prize taktığım alet benimle zıtlaşıyordu. Daha fazla inat etmenin faydasız olduğuna kendimi inandırıp dosyaya başka bir isim verip filmin indirilmesini tamamladım.

Bu olaylar olurken aslında bu davranışımın topluma uyarlandığında durumun ne kadar vahim olduğunu anladım. Her gün yaptığım ve çok basit bir iş: dosya isimlendirmek. Ama bunu yapmaktan acizim ya da yapmak istemiyorum diyelim. İşte bu kadar üşengecim. Sadece ben değil çoğunluk böyle. Türkiye’deki çoğu aile çocuklarını üşengeç yetiştiriyor. Üşengeç yetiştirmek de ne diye içinizden soruyor olabilirsiniz. Hemen bir örnek vereyim: Evde ders çalışırken annesinin meyveyi soyup tabağa koyup çocuğunun odasına getirmesi normal bir davranış mı? Bu tip bir muameleye maruz kalan çocukların ayağına meyve gelmezse ellerine bıçak alıp meyve yemeye üşenmezler mi?

Karnını doyurmaya üşenen insan okumaya da üşenir. Okumayan insan düşünemez. Düşünemeyen insanlar topluluğu koyun sürüsüdür. Düşünmeyen, okumayan, okuduğunu anlamayan bir genç neslin PISA sınavında hiçbir dalda ilk 40’a girememesinden doğal ne olabilir ki? Bilmeyenler için söyleyeyim: Türkiye’deki öğrencilerin 2015 PISA sınav sonuçları şöyle: Fen alanında 70 ülke arasından 52’nci, matematikte 70 ülke arasından 49’uncu, kendi dilinde okuduğunu anlamada 70 ülke arasından 50. sırada. Peki bu çocuklar sizce gelecek on senede ülkenin ekonomisini düzeltebilir mi? AR-GE çalışmaları yapabilir mi?
Ekonomik Kalkınma ve İşbirliği Örgütü (Organisation for Economic Co-operation and Development)’nün yaptığı araştırmaya göre Türkiye yaratıcı düşünme konusunda 100 üzerinden 2.2’de kaldı. Yaratıcı düşünemeyen çocuklar Microsoft, Google gibi şirketler nasıl kuracaklar? CERN gibi bilim merkezlerinin bir parçası nasıl olacaklar?
Problem çocuklarda değil. Problem çocukları koyun sürüsüne çeviren fabrikalarda. Bu fabrikalar okullar, bu fabrikalar eğitim sistemi, bu fabrikalar “papaz eriği, imam eriği olmalı mı?” diye tartışan Türkiye’nin bilim ve teknoloji üretmesi gereken kurumları.

Eğitim sistemini sihirli değnekle hemen şimdi kusursuz hale getirsek hemen yarın bütün siyasi ve ekonomik sorunlar düzelmeyecek. Eğitim bir süreç. Biz yeni nesilleri iyi eğitmeye başlarsak bunun
meyvelerini 50 sene sonra toplarız. Çünkü bir nesil yetiştirip o neslin de gelecek nesilleri eğitmesi 50 yıl sürüyor. Yani eğitim sistemini düzeltmek için 50 sene geç kaldık. Buna rağmen kimse şapkasını önüne alıp düşünmüyor. Geç kalınmasına rağmen kimsenin bir çabası yok. Size bu çaba ne zaman
başlar söyleyemem ama başladığı zaman çok geç olabilir.

Ne kadar karamsar bir yazı olsa da geleceğe umutla bakmanız dileğiyle.

(Visited 54 times, 1 visits today)