Aynadaki Sessiz Kavga

Hayat, bazen en beklenmedik anlarda kapımızı çalar. Ancak bu kez kapımı çalan ne bir kargocu ne de eski bir dosttu. Kapı  ısrarla vuruldukça içimi bir huzursuzluk kapladı. Kolu çevirip kapıyı açtım. Karşımda bir insan görmeyi beklerken, devasa bir boy aynasıyla karşı karşıya geldim. Şaşkınlıkla bir kaç adım geri çekildiğimde fark ettim ki, aynadaki yansıma bugünkü halim değildi. Orada duran yansıma, bir gün önceki, belki de birkaç yıl önceki “ben” idi. Gözleri tanıdıktı ama artık sahip olmadığım bir parıltıyla, ruhumun derinliklerine sızmaya cüret ediyorlardı.

Dünün “ben”i, aynanın içinden hiddetle söze başlamıştı. Bazı kararlarım için bana fena halde sinirliydi. “Neden o gün o fırsatı elinin tersiyle ittin?” diye sordu, sesi kafamın içinde yankılandı. Korkularıma yenik düşüp konfor alanımdan çıkmadığım anları, başkalarının ne düşüneceğini hesap ederek kendi hayallerimden vazgeçtiğim o günleri, yarın yaparım diye ertelediğim sorumluluklarımı birer birer yüzüme vurdu. Onun o zamanlar büyük bir cesaretle kurup planladığı hayalleri, “garantici” ve “üşengeç” tavrımla nasıl törpülediğimi izlemek ona ağır geliyordu. Ertelediğim her hobi, yarım bıraktığım her kitap, bitirmediğim her resim ve sessiz kaldığım her haksızlık için bana sitem ediyordu. Onun için gelecek, sonsuz ihtimaller demekken benim için o ihtimallerin çoğu, gerçekleşmemiş birer hayal kırıklığına dönüşmüştü.

Tartışma sertleştikçe, aynadaki o hırçın ifadenin yerini bir huzur doldurdu. Bazı kararlarım için bana sessizce, gözleriyle teşekkür ediyordu. O çok zorlandığım, kimsenin yanımda olmadığı gecelerde pes etmeyip sabahı beklediğim için bana minnettardı. Kendimi geliştirmek, o son formülü öğrenmek, o yazıyı yazmak, o soruyu çözmek, o kitabı okumak adına uykusuz kaldığım saatlerin, bu gün beni daha donanımlı birine dönüştürdüğünü görüyordu. “Beni bu günkü bu olgunluğa taşıdığın için teşekkür ederim.” dediğini duyar gibi oldum. Dünün o toy, duygusal ve çömez hali, bugünün daha sağduyulu ve ayakları yere basan figürüne dönüşmemden gurur duyuyordu. Hatalarımdan ders çıkarıp daha merhametli birine dönüşmem, onun geçmişteki tüm sancılarını, kıvranmalarını ve acısını bir anlamda kutsamış, gidermişti.

Zamanın iki yakası arasındaki bu kısa yolculuktan çıkardığım ders şuydu, kapıdaki boy aynası sadece bir cam parçası değil, iki farklı devran arasındaki sarsılmaz bir köprüydü. Bu köprüdeki yolculuğum boyunca dünün düşlerine, serzenişlerine ve çırpınışlarına şahit olmuştum. Onun sitemleri beni eğitmiş, teşekkürleri ise beni kucaklamıştı. Kendimle yaptığım bu sessiz ama derin tartışmanın sonunda anladım ki; geçmişteki benliğim, aslında bugünün en büyük öğretmeniydi. Yansımanın kaybolmasını bekledim. Fakat beklediğim gibi olmadı; aynadaki o yansıma yok olmadı. Aksine geçmişin tüm izleriyle, tüm kırgınlıkları ve umutlarıyla orada öylece durmaya devam etti. O an anladım ki geçmiş, kapıyı kapatınca yok olan bir misafir değil, her an yanımızda olan bir gölgeydi. Ben yansımayı gözlerimle kucaklarken koridorun ucundan gelen asansörün o keskin ve mekanik sesiyle birden kendime geldim. Bu ses, sanki zamanın donmuş dişlilerini harekete geçiren bir uyarıcı gibiydi. İçinde bulunduğum o mistik atmosferden sıyrılıp gerçekliğin serinliğine döndüm. Son kez aynadaki yüzüme baktım ve o yansımanın artık bir kavga ortağı değil, rehber olduğunu fark ettim. Kapıyı emin bir şekilde kapattım. Artık asansörün beni taşıyacağı bir sonraki katta beni bekleyen, yarın kapımı çalacak olan “gelecekteki ben” için bugün, gurur duyulacak yeni kararlar vermeye gittim.

 

(Visited 4 times, 1 visits today)