Düşler ve Alın Teri

Bizleri ”çalışkan köleler” olmaya sevk eden sistemin, çalışkanlığı bu denli yüceltmesi boşuna değildir. Nice savaştan, ekonomik ve siyasi krizden bireylerin sebat ve çabasıyla çıkabilmiş milletlere tanık oldukça çalışma kavramının el üstünde tutulması bir tesadüf gibi görünmemektedir.

 

 

 

Almanya’nın İkinci Dünya Savaşı’ndan ekonomik yönden yara almış olarak çıktığı bilinmektedir. Lakin ülkenin Siemens gibi çeşitli markaları ile üretime ağırlık vererek günümüzde en güçlü ekonomiye sahip olan ülkeler arasında yerini muhafaza etmesi, çalışmanın yarattığı farka örnek gösterilebilir. Aynı şekilde Japonya, Çin ve Güney Kore gibi Uzak Doğu ülkelerinin de çalışma prensipleri sayesinde ekonomik açıdan kalkınmaları bunu desteklemektedir. Peki, refah seviyesini zirvede tutmak sadece geceyi gündüze katmakla mı mümkündür? İşler bizlere yansıtıldığı kadar ya siyah ya da beyaz mıdır?

Alelade çalışkan öğrenci olan, akranları kadar öğretmenlerinin gözüne girmeyi becerememiş çocuklardan bazıları;  zekaları ve ilgilerine karşı duydukları bağlılıkla büyük başarılara imza atmış olarak tarihe geçmişlerdir. Onlar, ödev yapmaktan hoşlanmasalar bile dünyanın ihtiyaç duyduğu ideallere karşı hissettikleri duyarlılık ve tutkularıyla hareket edince sistemin gerektirdiği ayak bağı sorumluluklardan çok daha fazla ehemmiyete sahip işlere imza atmışlardır. Theranos adlı bir şirketi yönetmiş olan Elizabeth Holmes, kan testlerinin daha kolay hale gelmesi amacıyla bir teknoloji geliştirmişti; bu buluşun yalnızca küçük bir kan örneğiyle yüksek kolesterol ve kanseri tespit edebilme özelliğinin olması bu ifadeyi güzelce destekler.

 

 

 

Elizabeth Holmes ve Buluşu 

 

Tüm bu baş döndürücü gerçeklere karşın çağdaş sistemin tamamen parlak fikirlere odaklanıp gerisini göz ardı etmesini uygun karşılamak doğru olabilir mi? Amerika gibi üst sınıf şirketlere ev sahipliği yapan bir ülkenin seviyesine erişmek tek bir yöntemle mi mümkündür?

 

Mütemadiyen büyük düşler peşinde koşmak, altında sağlam bir temel bulunmadıkça hayal kırıklığı yaratacaktır. Onlarca fikir ve insanı gözü kara yapan bir heves birleşince harikalar yaratılabilir ki bunun örneklerini de görmekteyiz. Buna rağmen bunların arkasında kararlılık, disiplin, ter dökme ve gerçekçilik bulunmadıkça herhangi bir birey veya grup şansı yaver gitmedikçe adını duyuramaz. Aynı şekilde ne kadar kusursuz bir iş ahlakına sahip olunursa olunsun bir idealin eksikliği hissedilirse çalışmak orada anlamını yitirir. Yastığa başımızı koyduğumuzda çalışmanın tatlı yorgunluğunun yanında bize güç verecek sağlam bir hayal de lazımdır.

 

 

Sistemin ”çalışkan köle’ denilen insanlara da zekasıyla ön plana çıkan kimselere de duyduğu ihtiyaç birbirinden bağımsız düşünülemez. Çalışkanlık da zeka da bugüne kadar toplumlara kayda değer bir katkı sağlamış durumdadır. Birini savunup diğerini yok saymak pratikte yürümeyecektir. Ne çalışma saatlerini insanların özel hayatlarına vakit ayırmalarını engelleyecek kadar uzatmak ne de sadece yaratıcılık ve farklı bakış açılarına odaklanmak tek başına verimli olacaktır.

Sistem hem asker disiplinine hem de hayalperestlere muhtaçtır. Çalışma ve disiplin yollar açmak için, hayallerse o yolları açmak için vazgeçilmezdir.

 

 

 

KAYNAKÇA:

  1. http://www.businessinsider.com
  2. Öne Çıkan Görsel: Simplilearn
  3. (1. Görsel): Virginia Catholic Conference
  4. (2. Görsel): Biyomedya
  5. (3. Görsel): Etsy
(Visited 82 times, 1 visits today)