Bir sabah, terler içinde uyanmıştım. Başım hala ağrıyordu. Doktorun verdiği ilaçların epilepsi nöbetlerime iyi gelmediğini düşünmeye başladım. İlacı bırakmayı düşündüğüm anda aklıma ilaç almadan önce başımın ne kadar şiddetli zonkladığını hatırladım ve bu fikirden vazgeçtim. Herhangi bir cumartesi sabahıydı. Güneş daha kendini göstermemiş, şehir de henüz uyanamamıştı. Erken kalkmak, çocukken babamın bana epey bir güçlük çekerek de olsa bana kazandırdığı bir alışkanlıktı. Tanıdığım kişilerin çoğu kötü bir alışkanlık dese de ben kendim için iyi olduğunun kanaatindeydim. Tam kendime bir kahve hazırlayacakken, dışarıdan gelen sesle irkildim.
Pencereye doğru koştum. Apartmanımın dibinde en tehlikeli güruh üyelerini yakalama ile sorumlu olan polis ekibi durmaktaydı. Bir anda içeri girdiler. Hemen apartmanımın kapısını açtım ki nereye doğru gittiklerini takip edebileyim. Ne de olsa polislerden korkum yoktu, saklayacak bir şeyimin olmadığı gibi. Oturduğum apartmanda orta yaşlı, kibar ve benim karşımda oturan komşum vardı. Kendisinin bir köpeği, bir de kuşu vardı. Hiçbir zaman herhangi biri ile bir çatışmaya girdiğini görmedim. On parmağında on marifeti vardı, kendisi çok yetenekli bir fertti. Bir anda onun apartmanının kapısını kırarak içeri girdiler. Polislere ne olduğunu sorma fırsatı bile bulamadan komşumu tutukladılar. Afallamıştım. Daha henüz yaşadığım bu şoku atlatamadan evimin kapısının önü haber sunucuları ve gazeteciler ile doldu. Bana sorular yağdırmaya başladılar. Daha ilk soruyu cevaplayamadan diğer soruyu soruyorlardı. Şu anda şok içerisinde olduğumu, soruları sağlıklı yanıtlamayacağım bahanesiyle evin içerisine kaçabildim. Nasıl bu kadar nitelikli ve kibar bir adam böylesi tehlikeli güruhlardan birine mensup olabileceğini aklım ermiyordu. Aklımda sorular fırtına gibi sağa sola uçuşuyordu ancak önce sakinleşmem gerekiyordu. Ben de beni en iyi sakinleştiren etkinliği gerçekleştirdim: kitap okudum. Kitap okumak benim için bir sığınaktı adeta. Küçükken içine kapanık biri olduğum için kitaplar benim en iyi arkadaşımdı. O kadar çok merak ediyordum şu olayı artık meraktan ölecektim. Bilgisayarımı açıp arama motoruna komşumun adını yazdım. “Ara” butonuna tıkladığımda beni sadece onun makaleleri ve köşe yazıları karşıladı ancak sayfayı tazelediğimde, hala yeni bir şey çıkmamıştı. Ben de biraz daha derin araştırma yapmaya karar verdim. LinkedIn, Instagram ve Facebook hesaplarının kullanıcı adı aynıydı. Ancak her birinde farklı bir telefon numarası yazıyordu. Bu durumu ilk başta pek önemsemedim ancak araştırmamın ilerleyen safhalarında bu numaraların aslında başında olduğu güruhtaki en güçlü adamlarının numaraları olduğunu fark ettim. Daha da derine indiğimde ise, bu adamların sözde çok başarılı birer berber, terzi ve marangoz oldukları yazmaktaydı. Adamların çevrim içi web sitesindeki yorumlarına baktım. Her gün yeni yorumlar gelmekte ancak hep aynı saatte yorum atıyordu kullanıcılar. Bu durum dikkatimi çekti. Sonra aklımda bir ışık yandı: Atanların IP adreslerini bulmak! Bulmak da pek zor olmadı ancak bulduğum zaman bütün kullanıcıların IP adreslerinin aynı olduğunu fark ettim. Bu da tek bir şey ifade ediyordu: Yorumlar aynı yerden yazılmış. Aslında bunların hepsi yalandı. Hepsi bir örtbas denemesiydi. Gözlerime inanamadım. Ben örtbas olayını kitaplaştırmaya karar verdim ki tarihin tozlu sayfalarında çürüyüp gitmesin. Ben hep komşumun gerçeğini bulmaya çalıştım ancak yıllar boyu süren uğraşlarımın sonucunda fark ettim ki, onun dünya çapındaki başarısı, tıpkı bana olan tavırları gibi, koskoca bir yalandı.
Bu olaydan sonra kime güvenebileceğimi bilemedim. Tanıdığım, en kibar, en marifetli ve en dürüst adamın bile cani güruhların parçası olabileceği hiç aklımdan bile geçmezdi. İnsanlara ait güvenim tamamen sarsılmıştı. Artık hiç bilemezdim, yanımda oturan yaşlı teyze, belki de eski komşum bile olabilirdi.
