A woman waves a feminist flag as student protesters shout slogans during a demonstration marking International Women's Day in Barcelona on March 8, 2019. - Unions, feminist associations and left-wing parties have called for a work stoppage for two hours on March 8, hoping to recreate the strike and mass protests seen nationwide to mark the same day in 2018. (Photo by Pau Barrena / AFP)

Kadınların Oy Hakkı

Kadınların oy hakkı hareketi, Amerika Birleşik Devletleri’ndeki kadınlara oy verme hakkını kazanmak için on yıllarca süren bir mücadeleydi. Aktivistlerin ve reformcuların bu hakkı kazanması yaklaşık 100 yıl sürdü ve kampanya kolay olmadı: Strateji konusundaki anlaşmazlıklar hareketi birden fazla kez sakatlamakla tehdit etti. Ancak 18 Ağustos 1920’de, 19. Anayasa Değişikliği nihayet onaylandı, tüm Amerikalı kadınlara oy hakkı verildi ve ilk kez erkekler gibi vatandaşlığın tüm hak ve sorumluluklarını hak ettiklerini ilan etti.
Kadınların oy hakkı kampanyası, İç Savaş’tan önceki on yıllarda ciddi bir şekilde başladı. 1820’ler ve 30’lar boyunca, çoğu eyalet, ne kadar paraları veya mülkleri olursa olsun, oy hakkını tüm beyaz erkeklere genişletmişti.
Aynı zamanda, Amerika Birleşik Devletleri’nde her türden reform grubu – ölçülülük birlikleri, dini hareketler, ahlaki reform toplulukları, kölelik karşıtı örgütler – çoğalıyordu ve bunların çoğunda kadınlar önemli bir rol oynadı.
Bu arada, birçok Amerikalı kadın, tarihçilerin “Gerçek Kadınlık Kültü” olarak adlandırdıkları şeye, yani tek “gerçek” kadının dindar, itaatkar bir eş ve yalnızca ev ve aile ile ilgilenen anne olduğu fikrine karşı çıkmaya başlamıştı.
Bir araya getirildiğinde, tüm bunlar, kadın ve Birleşik Devletler vatandaşı olmanın ne anlama geldiğine dair yeni bir düşünme biçimine katkıda bulundu.
1848’de, bir grup kölelik karşıtı eylemci -çoğu kadın, ama bazı erkekler- kadın hakları sorununu tartışmak için New York, Seneca Falls’ta toplandı. Reformcular Elizabeth Cady Stanton ve Lucretia Mott tarafından oraya davet edildiler.
Seneca Falls Sözleşmesi delegelerinin çoğu aynı fikirdeydi: Amerikalı kadınlar, kendi siyasi kimliklerini hak eden özerk bireylerdi.
Delegelerin ürettiği Duygular Bildirgesi, “Bu gerçeklerin apaçık ortada olduğunu düşünüyoruz,” diyordu, “bütün erkekler ve kadınlar eşit yaratılmıştır, yaratıcıları tarafından onlara devredilemez belirli haklar bahşedilmişlerdir, bunlar arasında yaşam, özgürlük ve mutluluk arayışı.”
Bunun anlamı, diğer şeylerin yanı sıra, kadınların oy kullanma hakkına sahip olması gerektiğine inanmalarıydı.

(Visited 21 times, 1 visits today)