Çok heyecanlıydım çünkü bugün takımla basketbol müsabakaları için yurt dışına çıkacaktık. Çantamı hazırladım, kulaklığımı taktım ve arabaya bindim. Havaalanına doğru yola çıktık. Aslında biraz endişeliydim, yükseklikle aram pek iyi değildir. Ama arkadaşlarımla geçireceğim eğlenceli anları düşündükçe endişemi yatıştırmayı başardım.
Aradan kırk dakika geçti ve havaalanına vardık. Basket koçumuz bizi karşıladı. Benimle birlikte toplam yedi kişiydik. Uçağımızın kalkmasına çok az kalmıştı, bu yüzden oyalanmadan uçaktaki yerlerimizi aldık. Aynı zamanda rakip takımlardan biri de bizimle aynı uçaktaydı.
Sabah arkadaşlarımla antrenman yaptığımız için çok yorgun hissediyordum. O nedenle herkes bagajını yerleştirirken uyuyakaldım. Birinin bana seslendiğini duyunca hemen kalktım. Hostes, Jake ile oturduğumuz koltukların bozuk olduğunu söyledi ve bizi bir öndeki boş koltuklara geçirdi. Kulaklığımı koymak için önümdeki katlanan masayı açtım. Geri kapatmaya ne kadar uğraşsam da kapanmadı.
Görevliler her zamanki gibi bir acil durum olduğunda neler yapmamız gerektiğini gösteriyordu. Tam o anda pilotun anons etmesiyle uçak kalktı. Havaalanının üzerindeyken alarm benzeri sesler duymaya başladık. Uçak sallanıyordu. Ben camdan neler olduğunu görmeye çalışırken uçağın sağ kanadı alev almaya başladı ve hemen ardından patladı. Patlamanın ardından uçağın sağ kısmındaki kapı parçalandı. Rüzgar sebebiyle henüz kemerini takmamış olanlar sert bir şekilde parçalanmış yerden dışarı uçtular. O karmaşada alev almaya başlamış sol kanat da yayılarak daha büyük bir patlamaya neden oldu.
Ürkerek uyandım. Terlemiştim. Neyse ki bunlar sadece bir rüyaydı. Yanımda Jake kitap okuyordu. Ona uçağın ne zaman kalkacağını sorduğumda yanımıza hostes geldi. Oturduğumuz koltukların bozuk olduğunu ve daha güvenli bir uçuş için bir ön koltuğa geçmemizi rica etti.
Kulaklığımı koymak için önümdeki katlanan masayı açtım. Geri kapatmaya ne kadar uğraşsam da kapanmadı. Uçuş görevlileri acil durum talimatlarını verirken pilot anons etti. Uçak kalkmak üzereydi.
Bir anda yerimden sıçradım. “Bu uçak düşecek, herkes ölecek! Buradan çıkmamız lazım hemen!” diye bağırdım. Saniyelerle yarışıyordum. Bir mucize gerçekleşse dediğim o anda koç ve arkadaşlarım ayağa kalktı. Telaşlanmışlardı.
“Evan, ne oldu, iyi misin?” diye sordu Jay.
“Ben… ben… Buradan hemen çıkmalıyız, lütfen!” dedim.
Koç takıma, “Hadi çocuklar, eşyalarınızı alın. Bir sonrakine bineriz. Öncelik takım arkadaşınızı sakinleştirmek,” komutunu vererek uçaktan inmemizi sağladı.
Yedimizin de indiğini teyit edince rahatladım ve suyundan bir yudum aldım.
“Of ya, şimdi müsabakalara geç kalacağız. Gerekli miydi bu şimdi?” dedi Niki.
O sırada uçağı pür dikkat izliyordum. Bunu gören koç ve takım arkadaşlarım da benimle birlikte izlemeye başladılar. Tam o anda uçak büyük bir gürültüyle alevler içerisinde patladı. Herkes şaşkın ve korkmuş bir şekilde bir uçağa bir de bana bakıyordu.
O uçaktan kurtulan olmamıştı.
