Bir sabah uyandığımda herkesin iç sesini duyabildiğimi fark ettim. Başta anlam veremedim. Annem kahvaltı hazırlarken yüzü sakindi ama zihninden şu geçiyordu: “Yine geç kaldım. Acaba çocuk anladı mı üzgün olduğumu?”
Kafam karıştı. Dışarı çıktığımda gerçek bir uğultunun içine düştüm. Herkes susuyordu ama zihinleri bağırıyordu. Yoldan geçen adam: “İşimden nefret ediyorum.” Genç bir kız: “Bugün kimse beni fark etmeyecek.” Bir yaşlı adam: “Keşke gençliğime dönebilsem.”
İç sesleri duymak başta tuhaf, sonra korkutucuydu. Çünkü insanlar düşündükleriyle söyledikleri arasında uçurumlar kuruyordu. Gülümseyen yüzlerin ardında kaygılar, öfkeler, korkular saklıydı ama sonra parkta oynayan küçük bir çocuğun zihnine kulak verdim: “Umarım annem beni izliyordur. Onu mutlu etmek istiyorum.” O düşünce, günün tüm gürültüsünü susturdu.
İnsan zihni karmaşıktı ama bazen içinde ışık vardı. Zamanla bu yeteneği nasıl bastıracağımı öğrendim. Artık sadece ihtiyacım olduğunda dinliyorum çünkü bazen, bir insanı gerçekten anlamak için söylediklerinden çok, sessiz kaldığı anlara kulak vermek gerekir.
