Tablonun Önündeki Pencere

Günlerden ne bilmiyorum. Saat kaç, neredeyim bilmiyorum ve o an için umrumda değil. Sırtımda, arkama rahatsızlık veren bir pozisyonda konulmuş yastıkları hissediyorum. Arkada boğuk sesler var, duymaya çalışıyorum ama yeterince net değiller. Gözlerimi açmaya çalışıyorum, olmuyor, çok yorgun hissediyorum. Göz kapaklarımı gözlerimin üzerinden çekebilmek için kendimi daha fazla zorlamamaya karar veriyorum, rahat bırakıyorum tüm bedenimi ve uyku beni tekrar kucağına alıyor.

Gözleriniz kapalı olsa da etrafın aydınlık olduğunu anlayabilirsiniz ya hani, ışık gözlerinize ulaşmak ister ama göz kapaklarınız buna izin vermeyen birer perdedir ancak tamamıyla engellemek için yeterli değillerdir. Bu durum kimine çok rahatsızlık verir, bana mesela. Uyandım o gün. Normal günlerimden oldukça farklıydı. Hastanedeydim. Nasıl geldim buraya, ne oldu bana hiç ama hiç hatırlamıyordum. Uyandığım anda etrafıma toplanan insanların yüzlerini seçebilmem biraz zaman aldı ama en sonunda gördüm yüzlerini. Annem, babam ve kardeşim. Konuşmaya çalıştım, boğazım fazla kuruydu, sözcükler ağzımdan çıkamadı. Hemen yan tarafında duran paketlerden su çıkarıp verdi annem. İçtim suyu, bir süre yalnızca yaş dolu gözlerle birbirimize baktık ve en sonunda gözlerim tekrar acıyarak kapandı.

Yeniden uyandığımda evimdeydim. Sırtımda, bacaklarımda ve en çok da kafamın arka kısmında ağrı hissediyordum. Annem dolaba eşyalar yerleştiriyor, babam ona yardım ediyor, kardeşim ise benim başımdaki koltukta oturmuş onlara bakıyordu. Hatırlamıyordum hiçbir şey ama bir o kadar da merak ediyordum. Aniden “Bana ne oldu?” dediğimde herkesin bakışları bana döndü. Hala uyuyor olduğumu düşünüyorlardı muhtemelen. Annem, benim yattığım yatağa doğru telaşla yürürken babam önce derin bir iç çekti ve sonrasında “Ah bir bilsek…” dedi.

Birkaç gün dinlendikten sonra daha iyiydim. O birkaç gün boyunca benimle beraber kalan anneme dışarı çıkıp biraz hava almak, rahatlamak istediğimi ve en yakın arkadaşım İpek’i görmek istediğimi söyledim. Annem ise eğer onunla beraber gidersem kabul edeceğini söyledi. Ben bir şey söylemedim ve kafamı “tamam” anlamında salladım.

İpeklerin evine geldiğimde annesi ve İpek bizi üçüncü kattaki büyük evlerinin kapısında karşıladı. İçeri girdik ve oturma odasına geçtik önce. Kısa bir sohbetten sonra İpek, güven verici bakışlar ile annemden izin aldı ve koluma girip odasına yöneldi. Merdivenlerden çıkacakken gözüme bir şey ilişti. Durdum. İpek ne olduğunu anlamak istercesine bana baktı. Tablo… “Ne oldu Melek, iyi misin?” dediğinde dilim tutulmuştu sanki. Salondaki o tabloyu görünce her şeyi hatırladım. Ağır ağır zihnimin derinliklerinden çıktı her saniye birer birer. O gün olanları, tablonun karşısındaki pencereden düşüşümü hatırladım. Hepsi onun yüzündendi, tabloyu almak için yanıp tutuşan, hırsının kurbanı adam yüzünden.

(Visited 30 times, 1 visits today)