Araf

Sabahın erken saatlerinde annemin beni kahvaltı için sofraya çağırmasıyla uyandım. Mutfağa girdiğimde ne annem ile babam ne de kardeşim oradaydı, tek tek odalarına girdim ama hepsi evden gitmiş gibiydi. Sofraya oturdum ve camdan dışarıya sanki hiç bu kadar gri olmamış gökyüzüne baktım. Sadece gökyüzü değil diğer her şey de griydi evdeki.

 

Birkaç saat geçtiğinde hala gelen giden yoktu telefonum yoktu veyahut da telefon diye bir şey yoktu gride. Ben de kendimi dışarı atmaya karar vermiştim belki döndüğümde evde birileri olur diye. Çoraplarımı giyerken dizimdeki kocaman yarayı gördüğümde tüylerim diken diken oldu. Yaram kanıyordu ama kan damlaları süzülüp yere düşer düşmez de yok oluyorlardı. Tüm bu olanlara akıl erdirmek benim için çok güçtü. Ne yaşıyordum ben, rüyada mıydım yoksa? Yolda yürürken rüzgarı bedenimde değil adeta ruhumda hissediyordum ve içimdeki korku her yerimi kaplamıştı tek dileğim eve gittiğimde tüm ailemi evde görmekti. O sırada gökyüzünden bir ses duymaya başladım tiz ve titrek bir ses bana acilen eve gelmem gerektiğini ve bu saate kadar nerede olduğumu soruyordu, ben ise ağlamaya başladım hiç korkmadığım kadar korkmaya ve hissedemediğim duygulara bürünmüştüm. Olabildiğince hızlı bir şekilde eve doğru koşmaya başladım

 

Koşarken bembeyaz sakalları saçlarıyla karışmış yaşlı bir amca arkamdan bağırarak beni durdurdu. “Evladım, ne işin var burada?” dedi. Ben ise dediklerine anlam veremeyip şaşkın ve kekeleyerek “Bi-bilmem.” dedim. “Evladım, burası araftır. Burada çok kişi olmaz senin gibi yalnız çocuklar ise hiç olmaz, söyle bakalım buraya gelmek için ne yaptın?”. “Araf mı o da ne demek?” diye sordum. Bana “Araf, iyi ile kötünün arasıdır evlat.” dedi ve birden bire ortadan kayboldu. Bu yaşananlardan sonra artık rüyada olduğumun farkındaydım ama bu nasıl bir rüyaydı? Nedense bitmek bilmiyordu. Bir soğuk bastırdı ve  ruhum yeniden üşümeye başladı. Sonunda uyanıyordum diyerek gözlerimi sımsıkı kapattım…

 

Gözlerimi açtığımda bir hastane odasındaydım. Etrafımda doktorlar, hemşireler ve hatta birkaç polis memuru vardı. Doktorlardan biri bir trafik kazası geçirdiğimi ve kazada ailemi kaybettiğimi polislere söylüyordu. Konuşmayı denesem de çenemi açamıyordum sadece gözlerimi ve yanaklarımdaki kaslardan birkaçı oynuyordu… Annemi, babamı, kardeşimi nasıl kaybetmiş olabilirdim. Tüm bu olanları aklım almıyordu. Etrafımda hiç kimse yoktu artık. Bu saatten sonra ne yapacaktım, nereye gidecektim, sonsuza kadar hastanede tek başıma mi kalacaktım? Korkmuştum ve terliyordum. Gözlerimi sımsıkı kapadım bir daha açmamak istercesine ve bir anda her şey  gözlerimin önünden toz halinde yok olmaya başladı.

 

Zihnimin bana bir oyun oynadığını düşündüm. Simsiyah bir boşlukta yalnızca ben vardım. Ölü müydüm artık, peki tanrı neredeydi, ben neredeydim? Tüm bunları anlamak imkansızdı artık tek bildiğim arafta değildim ama ne olduğunu bilmediğim bir taraftaydım.

 

(Visited 10 times, 1 visits today)