Görevimiz Parti

Karşımdaki televizyonun sesi gittikçe boğuklaşırken yavaş yavaş uykuya dalıyordum. Tam o sırada bahçeden gelen bir gürültüyle yerimden sıçradım. Uyku sersemliğiyle ne olduğunu anlamadığım sırada kapının zorlandığını fark ettim. Adeta dumur olmuştum. Ne yapacağımı bilemez bir şekilde televizyonu kapatıp koşarak yukarı çıktım. Belki uyuyormuş gibi yaparsam bana zarar vermeden alacaklarını alıp giderler diye düşünerek yorganın altına girdim ve seslerin kesilmesini beklemeye başladım.

Aradan yaklaşık on beş dakika geçmişti fakat aşağıdaki sesler kesilmiyordu. O an aklıma gelen şeyle gözlerim büyürken bunun neden şimdi aklıma geldiğini kendimce sorgulamaya başladım. Polis tabii. Neden polisi aramıyordum ki? Biraz etrafa bakındığımda bu fikrin neden daha önce aklıma gelmediğini anlamış oldum. Telefonum yoktu. ‘’Ah be hırsızlar! Keşke ben biraz daha ayıkken gelseydiniz. En azından günün en verimsiz saatinde bu kadar düşünmek zorunda kalmazdım. Gerçi düşünerek geldiğim yer ortada.’’ kendi kendime söylendiğim sırada aşağıdan gelen sesler artmaya başlamıştı. Eğer bunlar bir hırsız çetesiyse birinin evde hepsine yetecek kadar değerli eşya olmadığını söylemesi gerekiyordu. Derken odanın ışıklarının açılmasıyla birlikte yorganı kafamdan çekerek bakışlarımı kapıya yönlendirdim.

Bir süre kapıdaki, yüzünde ezilmiş pasta olan, çocukla bakıştıktan sonra çığlık atmaya başladım. ‘’Dur! Dur, bağırma sakin ol!’’ yanıma gelip ağzımı kapatmasıyla susmam bir oldu. ‘’Şimdi sakin ol tamam mı? Biliyorum sen beni tanımıyorsun, ben seni tanımıyorum ama ben seni tanıyan insanları tanıyorum ve sadece tuvaleti arıyorum. Yani kötü hiçbir niyetim yok. O yüzden şimdi elimi çekeceğim ve bağırmayacaksın tamam mı?’’ o cümlelerini teker teker sıralayıp elini çektikten sonra sanki karşımda üç gözlü bir ananas duruyormuş gibi adama bakmaya başladım. ‘’Öncelikle kim olduğun veya kimi tanıdığın umurumda değil. İkincisi gecenin… bu saatinde… evimde ne işin var!’’

Adam beni sakinleştirip olayı açıklayamayacağını anladığında kolumdan çekiştirerek merdivenlerden aşağı indirmeye başladı. ”Harika! Yabancı değilmiş gibi bir de beni kendi evimde çekiştiriyor. Söylesem anlar mı bilmiyorum ama yolu biliyorum.” iç sesimle konuştuğum sırada her ne kadar ona tekme atıp merdivenlerden yuvarlanmasını istesem de hem yüzündeki pastadan hem de bütün bunların mantıklı bir açıklaması olduğuna inandığımdan bunu yapmıyordum.

Aşağı indiğimizde tanıdığım tanımadığım bütün gözler bana yönelirken ne olduğunu biraz olsun anlamıştım. ‘’Siz şaka mısınız? Benimle dalga mı geçiyorsunuz? Gece gece bir insanın evine ‘gizlice’ girmenizin sebebi doğum günü sürprizi hazırlamak mı? Gerçekten mi?’’ ‘’Biliyoruz, seni korkuttuk ama sürpriz olmasını istediğimiz için bir gece önceden kutlama yapmak istedik. Ama Burak’ın suratından da anlayabileceğin üzere elimize yüzümüze bulaştırdık.’’ Gizem’in olayları açıkladığı süre boyunca çok sinirliydim. O kadar saçma bir işe kalkışmışlardı ki. Sonuçta odaya kaçmak yerine kapıdan ilk giren insanın kafasında vazo da kırabilirdim.

Gecenin ilerleyen saatlerinde olayları tam olarak dinlediğimde onların açısından ne kadar komik olduğunu fark ettim. Her şeyden önce Burak denen çocuğun pastanın üzerine düşmesi zaten başlı başlına komikti. Ama benim için kesinlikle hayatımın en kötü gecesiydi. Bahçeden gelen ve uyanmama sebep olan ses aslında konfeti sesiymiş. Burak pastayı taşımayı beceremediği gibi nasıl çalıştığını bulmaya çalışırken konfetiyi de patlatmış. Kapıyı zorladıklarını düşündüğüm süre zarfında aslında yanlış anahtarla açmaya çalışıyorlarmış. Aşağıdan gelen seslerin sebebini ise evdeki süslerden anlamıştım ama gecenin bir yarısı tanıdıklarımın tanıdıklarını yani tanımadıklarımı çağırmaya gerçekten gerek var mıydı?

(Visited 8 times, 1 visits today)