İmkansız Yoktur, Olasılıksız Vardır

Hoş geldiniz! Bu ayki blog yazımda yeni okuduğum ve hala etkisini üzerimden atamadığım “Olasılıksız” kitabından bahsedeceğim sizlere. Kitabı,olabildiğince fikirlerimi katarak size aktaracağım.

Genelde kitap okumayı severim ancak biraz yavaş okuduğumu kabul etmeliyim. Gelin görün ki bu 472 sayfalık kitabı soluksuz 3 haftada bitirdim. Bu bile fazla bana kalırsa ancak hafta içi 10 ders saati ve ödevlerden artakalan zamanım anca buna yetiyor. Her neyse beni bir kenara bırakalım. Kitabın yazarı Adam Fawer. Kabul etmeliyim ki son derece başarılı ve akıllıca yazılmış bir roman ortaya koymuş. Kitabın başında farklı olaylar ele alınıyor. Birbirinden alakasız farklı noktalarda geçen olaylar… Bu sebeple ilk okuduğunuz 50 sayfa içinde “Sanırım bu kitap farklı olayların derlendiği bir kitap!” düşüncesine kapılmanız olağan. Ancak bu bağımsız olayların tek bir ana olay altında birleştiği noktada kendinizi etkilenmekten alıkoyamıyorsunuz. Yani , olasılıklar. Aslında birbirine bir anda bağlanması yazarın ne kadar akıllıca bir eser koyduğunun da kanıtı.

olasılıksız ile ilgili görsel sonucu

Kitabın bir diğer özelliği ise tamamiyle matematiksel bir dil kullanılmış. Hemen korkmayın. Olasılık teoremini olaylarla mükemmel bir şekilde bağlayarak açıklıyor yazar. Bu nedenle de okurken kendinizi düşünürken ve “Vay be!” derken buluyorsunuz. Sadece matematik de değil. Bilim, felsefe, entrika ve macera yüklü bu eser ile yazar tam bir başyapıt  ortaya koymuş.

Beni en çok etkileyen bölümlerden bahsedersem işin içinden çıkamayız. Ama benim hayata bakış açımı değiştirmiş olan birkaç bölüm yok desem yalan olur. İlk olarak “İmkansız diye bir şey yoktur, sadece olasılıksız vardır.”sözü üzerine konuşalım. Aslında düşündüğünüzde bir şeyin olmasının imkansızlığı değil, olma olasılığının düşüklüğü, ki öyle, daha gerçekçi geliyor. İmkansızlık sadece insanoğlunun kafasında kurduğu bir gerçeklik. Asıl gerçeklik evrende var olandır bana kalırsa. Bir diğer etkilendiğim bölüm ise ” Laplace’ın Şeytanı” denilen olay. Düşünüldüğünde bir arkadaşınızla sokakta karşılaşmak aslında düşündüğünüz kadar şans eseri değil. Eğer o iki insanında farklı farklı aile hayatı, yaşadığı yer, çevre koşulları vb. gibi bir sürü veriye aynı anda ulaşabilirsek zaten onların önceden orda karşılaşacaklarını biliyor olurduk. Ya da bir parayı havaya atarken elimiz açısı, hava akımı hızı, yer çekimi, paranın düşüş hızı gibi verileri bilsek paranın yazı mı yoksa tura mı geleceği hakkında kesin bir fikrimiz olurdu. Yani eğer bunun gibi bütün veriler beynimizde olsa geleceğe dair her şeyi bilebilirdik. O noktada da zaten ”Tanrı” olurduk. İşte buna “Laplace’ın Şeytanı” deniyor. Gelin görün ki geleceğimiz bana göre silik. Yani kesin olarak belli değil hiçbir şey. Çünkü hayatta her şeyi seçimlerimiz etkiliyor. Ben şimdi kalkıp şurada birini öldürsem (ki öyle bir ihtimal yok rahat olun) tüm gelecek değişecek. Bu kadar büyük düşünmesek bile olur. Benim şu anda bu yazıyı yazmayı bırakıp biraz uyumam bile bir zincir halinde bir çok kişiyi etkileyecek. Düşünebiliyor musunuz? İşte tam da bu noktada “Kelebek Etkisi” dediğimiz olay devreye giriyor. Yani yaptığınız her hareket veya yaptığınız her seçim bir noktada tüm çevrenizi etkiliyor. Hatta belki de ummadığınız bir çok kişiyi. Etkileyici değil mi?

laplace şeytan ile ilgili görsel sonucu

Bu kitabı okumadıysanız okumanızı şiddetle tavsiye ediyorum. Eğer okuyup da bu seriye devam etmediyseniz de devam etmenizi öneriyorum. Üzülmeyin yani daha birçok kitabı daha var Adam Fawer’ın. Umarım sizi kitapla ilgili aydınlatabilmişimdir. Eğer gerçekten şu an “Ben bu kitabi kesinlikle okumalıyım.” diyorsanız sizi aydınlatmayı başarmışım demektir. Şimdiden yazımı okuyan herkese teşekkürler. Bir sonraki blog yazımda görüşmek üzere…

 

 

 

 

(Visited 500 times, 1 visits today)