Karanlığın İçinde

Ne için yaşıyoruz? Kimin için yaşıyoruz? En önemlisi neler uğuruna katlanıyoruz bu hayat  denen düzenbaz oyuna ?  Umutlar, hayaller, beş para etmez sevgiler, insanlar… En ummadığınız noktada elimizi kolumuzu bağlayan o kelepçeler…  Sizi bilmem ama ben bu hayata kendim için katlanıyorum. Yaşamak için bu pislik içinde yüzen dünyaya bir şeyler katmak için. Şimdi ise ben de bu pislik içindeyim. Karanlığa gömülüyorum. Yenildim. O, elimizi kolumuzu bağladığını söyledigim kelepçeler artık benim bileklerimde. Susuyorum. Söyleyecek bir şeyim olmadığından değil, söyleyeceğim her bir kelimenin ışığında boğulacağınızı bildiğim için susuyorum. Siz inandıklarınızı hayal ediyorsunuz. Oysa ben inandığım hayallerin altında eziliyorum.

Bileğime takılan kelepçelerin acısı ile yüzümü ekşittim. Ne olduğunu, ne yaptığımı bile soramadım. Biliyordum.  Gece bir hayli içmiştim, ayakta dahi zor duruyordum. İki polis ite kaka beni dışarı çıkardı. Hava bir hayli soğuktu. Üstümde kot pantolonum ,beyaz tişörtüm ve geçen kış aldığım uzun, yırtık, eski pançom vardı. Arabaya biner binmez uyuyakalmış olmalıyım ki gözümü açtığımda kendimi bir hücrede buldum.  Soğuk, beyaz hücre duvarları arasında tahta bir yatağın üstünde, battaniyeye sarılı bir şekilde uyandım. Dün akşamdan kalma içki kokusu beni bir hayli rahatsız ediyordu.  Bir anda bir gardiyanın bağrış sesiyle irkildim. Kafamı yukarı kaldırdığımda karşımda duruyordu. Cebinden çıkardığı anahtarlarla hücrenin kapısını açtı ve beni dışarı çıkardı.  Bugün mahkemem olduğundan ve eğer bir avukatım yoksa bana bir avukat verileceğinden bahsetti. İnanın bana umrumda dahi değildi.  Tek isteğim bir daha dışarıda olan o kötü hayata adım atmamaktı. Bunun bedeli, ömrümü sonuna kadar hücre duvarları arasında geçirmek olsa dahi…

Polis aracı ile duruşmanın görüleceği yere gittik. Mahkeme salonuna girdiğimde erkek kardeşim Joseph, Annem Maria ve sevdiğim kadın Susan’ı gördüm. Hepsi bana acıyan gözlerle ve biraz da nefretle bakıyorlardı. Biliyorum. Kötü bir şey yapmıştım ancak neden yaptığımı benden başka kimse bilmiyordu. Tabii bir de babam dışında. Ancak o artık bir ölüydü ve gerçekleri bu dünyada benden başka bilen yoktu. Dünyada iki çeşit insan vardır: iyi insanlar ,bir de henüz iyiliği içinde bulamamış insanlar.  İşte bu iyiliği içinde bulamamış insanlar kötü olarak nitelendirilirler. Ben kötü biri değilim. Ancak artık herkes beni kötü tarafta biliyor. Duruşma saati gelmişti. Polis beni kürsüye çıkardı. Mahkeme başlıyordu.  Hakim bana neden babamı öldürdüğümü sordu.  Buna mecbur olduğumu ve başka bir açıklamamın olmadığını söyledim. Yapamazdım. Annem ve erkek kardeşim bunları duymaya hazır değildi ve bu sır benimle mezara kadar gelmek zorundaydı.  Tekrar sorduğunda yine aynı cevabı verdim. Bunun üzerine çok da uzun sürmeyen bir karar verme aşamasından sonra hakim beni idam cezası ile yargılama kararı aldı.  Bu kararı duyar duymaz arkamdan gelen ağlama, çığlık ve yakarış sesleriyle gözlerimi kapattım. Susmak zorundaydım. Belki ben öldüğümde annem ve erkek kardeşim derin bir nefes alabileceklerdi.  Hakimin kararı sonrasında bir cezaevine götürüleceğim söylendi. Bir hafta sonra da idam ettirilecektim.

Polis aracı ile birlikte hayatınmın son bir haftasını getireceğim cezaevine vardık. Güçlü durmaya çalışıyordum. Güçlü durmalıydım.  O büyük demir kapıdan geçtikten sonra cezaevinin içine girdim. Mahkumların tek tek kaldığı sıralı hücrelerden biri benim için ayrılmıştı. Gardiyan hücrenin kapısını açtı ve içeriye doğru işaret etti. Bir diğer gardiyan ise beni hücrenin içine soktu ve bileğimdeki kelepçeleri çıkardı.  Tek başımaydım. Karanlık , soğuk hücre duvarları arasında tek başıma kalmıştım. Tıpkı bu hayatta kaldığım gibi burada da tek başımaydım. Hayat zaten bundan ibaret değil midir?  Çevrenizde ne kadar insan olursa olsun kendi içinizde de , bu dünyada da  mutlaka bir şekilde yalnızsınızdır. Çevrenizdeki insanlar bazen kalabalıktan ibaret, ben bunu çok iyi anladım.  Bir anda bana doğru yaklaşan ayak sesleriyle başımı yukarı kaldırdım. Gardiyan hücre kapısını açtı ve yanıma gelip kelepçeleri tekrar bileğime taktı. Koluma girip beni dışarı çıkardı. Tüm mahkumlar oradaydı. Sanırım hava almamız için yapılan bir ritüeldi sadece.  Bilmiyorum sonuçta ilk defa cezaevine geliyordum. Gardiyana neden dışarı çıktığımızı ve neden tüm mahkumların burada olduğunu sordum. 15 dakika burada olduğumuzu daha sonra hücrelerimize döneceğimizi söyledi. Bileğimdeki kelepçeleri çıkardıktan sonra etrafta dolaşmaya başladım.   Birkaç adım attıktan sonra arkamdan gelen ses ile irkildim.  Bağıra bağıra benim babamı öldürdüğümü ve bir hafta sonra idam ettirileceğimi söylüyorlar, etrafa küfürler saçıyorlardı. İlk başta kulak asmadan bir adım daha attım. Ancak bu sefer daha ağır kelimeler kullanmaya ve daha sesli bağırmaya başlamışlardı. Dayanamadım. Arkamı döndüm.  Arkamı dönmemle ”Ne bakıyorsun?” kavgası başladı. Bir anda üstüme gelmeye başladılar. Ben ne olduğunu anlamaya çalışırken bir anda kendimi bir kavganın içinde buldum. İlk yumruk darbesiyle yere düştüm ancak canımı acıtmıyordu. Her bir darbede gözlerimi kısıyor ve bir sonraki darbenin daha çok acıtmaması için dua ediyordum.  İçimdeki acıyı fiziksel bir acı bastırsın diye medet umuyordum . Bir anda gardiyanın araya girmesiyle sesler kesildi. Gardiyan beni yerden kaldırdı ve alelacele cezaevinin içine soktu. Sonrasını hatırlamıyorum, kafama ağır bir darbe almış olmalıyım ki bir anda bayıldım.

Gözümü açtığımda yine hücrenin içindeydim. Ancak yanımda beni kavgadan kurtaran gardiyan da vardı.Uyandığımı görünce iyi olup olmadığını sordu. Cevap vermedim. Yerimden kalkmak için hamle yaptığım anda kaburgalarımın acısıyla inledim. Gardiyan istirahat etmem gerektiğini çünkü kavgada çok ağır darbe aldığımı söyledi.  Ben onaylar gibi kafamı aşağı yukarı salladım. Gardiyan bir isteğim olup olmadığını sorduğunda ise bir kitap istediğimi söyledim. Gardiyanın yüzünde küçük bir tebessüm oluştu ve kafasıyla bu isteiğimi onayladı. Birkaç saniye bekledikten sonra hücreden çıktı bense aldığım darbelerin acısıyla uykuya daldım. Gardiyanın getirdiği kitaba başlamıştım ve kitap beni bir hayli sarmıştı. Ancak günler hızlı geçiyordu. İdam edileceğim güne geri sayım yapıyordum. İçimdeki acının sonsuz uykuyla birlikte dineceği duygusu ise beni biraz da olsa rahatlatıyordu. Gardiyanın adı Anthony idi. Anthony ile sohbeti bir hayli ilerletmiş, hayata dair konuşur olmuştuk.  Bu cehennemden farksız yerde beni biraz da olsa oyalayan şeylerin olması güzeldi.  Dediğim gibi günler hızlı geçiyordu. Son üç gün. Anthony, sanki bana sormak istediğin bir şey varmış da soramıyormuş gibi dudağını ısırıyordu.  Bunu farkettim ki ona merak ettiği bir şey olup olmadığını sordum . Ciddi bir şey olduğunu ancak sormaya çekindiğini ve bilakis bundan korktuğunu söyledi .  Ancak Anthony gerçekten benim içimdeki iyiliği görmüş nadir insanlardandı ve bu da ona karşı rahat ve samimi olmamı sağlıyordu. Sonunda yüzleşmekten korktuğum o soruyu sordu:” Babanı neden öldürdün?” Bunu neden merak ettiğini, bunu bilmesinin bir şeyi değiştirmeyeceğini ve sadece öldürmüş olduğumu söyledim. Ancak beni bu birkaç günde  gerçekten anlamış ve çözmüş olan insan benim bunu sağlam bir sebebim olmadığı sürece yapamayacağımı görmüştü. Artık anlatmalıydım. Bu sır benimle mezara gelse bile biriyle bu dünyada kalmalıydı.  Anthony’nin yüzüne uzun uzun baktıktan sonra ona gerçekleri anlatma kararı aldım. Ve başladım:

”  Babam; anneme, bana, erkek kardeşime ve kız kardeşime sürekli şiddet uygulardı. İyi bir baba değildi ve hiçbir zaman da olamadı. Ancak kız kardeşimde bazı değişiklikler fark ettim. Gün geçtikçe içine kapanmaya ve sürekli ağlamaya başlamıştı. Bir gün annem ve erkek kardeşim pazara gitmişlerdi ben ise şehir merkezinden dönmüştüm.  Babam ve kız kardeşim o gün evdeydi.  Eve adım atar atmaz kız kardeşimin odadan gelen bağırış seslerini duydum.  Hemen odaya doğru koştum kapıyı açtığımda ise o görüntü ile karşılaştım. Kardeşimin cansız bedeni babamın kolları arasındaydı. Elbisesi beline kadar açık ve kanlar içindeydi. Tecavüze uğramıştı. Üstelik odada sadece babam vardı. İşte ben o an hayatımın ilk darbesini yedim. Dünyanın ne kadar kötü bir yer olduğunu işte o zaman anladım ben. Ancak ağzımı açamadım sadece ağladım sessizce. Evden koşarak çıktım. Gidebildiğim kadar uzağa gittim. Koştum, koştum, koştum… Kaçamadım dünya denen bu cehennemden. Kurtaramadım kardeşimi şeytanın elinden. Ve vuruldum canımın en orta yerinden. Babam kız kardeşime eve giren bir hırsızın tecavüz ettiğini söyledi ve kurtuldu hapse girmekten. Ancak ben tutamadım kendimi olaydan bir hafta sonra babamı öldürdüm.”

Anthony ‘ nin kanı çekilmiş ve yüzü beyazlamıştı. Gerçekler karşısında gözünden dökülen bir damla yaş hissettiklerini tercüme etti. Konuşmam bitince ben de ağladığımı üstüme düşen göz yaşlarından anlamıştım. İşte böyleydi gerçekler, susup söyleyemdiğim gerçekler böylesine can yakıcıydı. Anthony anlatmam için diretti ancak ben söylememekte ve öteki dünyada huzur bulmakta kararlıydım. Israr etmemesi ve infaz gününü beklemesi gerektiğini söyledim. Anthony sadece baktı sonra ise hücreden çıktı ve gitti. Günlerce, her gün anlatmam ve kurtulmam için diretti. Ben ise bana bir söz vermesini ve bunu asla anlatmamasını istediğimi söyledim. En sonunda bana bir söz verdi. Bu gerçek artık ikimizin sırrıydı.

İnfaz günü geldiğinde gardiyanın anahtar sesi ile uyandım. Gelen Anthony değildi. Gardiyan bileğime kelepçeleri taktı ve beni infaz edileceğim meydana götürmek için dışarı çıkardı. İşte gidiyordum sonsuz huzuru bulmak için girdiğim bu sınavın son dakikalarını geçiriyordum. İşte kurtuluyorum senden dünya. Seni kendi kötülüğünle baş başa bırakıyorum. Ben yenildim. İyiler hep kaybeder. Bu dünyada iyi kalabilen varsa tabii. Meydana vardığımızda etraftaki insanlara bakmaya başladım. Annem, erkek kardeşim ve Susan gözüme çarptı. En önde duruyorlardı. Tanımadığım bir sürü insan ise arkalardaydı. Polisler dört yandaydı. Boynuma bir ip bağlayacaklar ve beni o ipten sarkıtarak acılı ama hızlı bir yolla beni öbür dünyaya uğurlayacaklardı. Gardiyan beni tahta tabureye çıkarttı. İnsanların aralarında konuştuklarını duyabiliyordum. Bana katil, şeytan, baba katili gibi şeyler diyorlardı. Umursamıyordum. İnsanlar her zaman yargılarlardı. Ne olduğunu bilmeden, dinlemeden. Şimdi annem dahi acıyarak bakıyor bana. Biraz da merhametle. Boynumdan geçirilen iple derin bir nefes aldım. Ve son kez soruldu bana: ” George Adam William öz babanızı bıçaklayarak öldürdünüz. Bir savunmanız var mı?” Yoktu. Sadece hayır dedim. Cevabım üzerine infaz için bir polis yanıma yaklaştı ve konuşma yapıldıktan sonra tabure ayaklarımın altından kayıp gitti. O an tek bir şey hatırlıyorum. Antony’nin bağırış sesleri. Yapmayın diye bağrıyordu. Masum olduğumu söylüyordu. Sözünü tutamamıştı. Ama geç kaldı. Artık ruhum öbür dünyanın bir parçasıydı. Bedenim kirlenmişti belki bu dünyanın kirinden ama ruhum saf kalmıştı. Bedenimiz sadece zırhımız. Onu geride bıraktığımızda koca bir hiçten başka bir şey değiliz.

 

(Visited 71 times, 1 visits today)