Ölüm Ve Yaşam

Pek çok insan hayatın geçici ışıltısına aldanıp hayatını istek ve arzularının peşinde yok yere tüketmektedir. Tıpkı bir yaprak misali savrulur durur yaşam içinde… Bir gün öleceğini unutur; hayatını değersiz ve anlamsız bir şekilde yaşar.  Oysa ki ölüm, yaşam ile eş değerdir. Alınan her bir nefesin yarısı yaşam, yarısı ölüm için alınır. Ölüm bize bu kadar yakındır işte…

Ömür, anne karnı ile toprak altındaki iki karanlık arasında yakılan bir kibrit alevi gibidir. Başlamasıyla bitmesi an meselesidir. Uyanmak için uyumak gerekiyordu önce. Ölmek için de yaşamak… Ve biz yaşıyoruz. Yaşıyorken de uyuyoruz. Derin bir uyku içindeyken kendimizi, yaşıyor sanıyoruz.

Aslında bu hayattaki her şey yalandır. Bir psikoloji kitabında ki söz beni çok etkilemişti:“Arada bir, çok bunaldığınızda hayatın sizin için çekilmez hale geldiğini düşündüğünüzde kendinize 10 dakika ayırın ve kendi cenaze töreninizi düşünün”…                                                                                                        

Tek başınasınız. Buz gibi bir yerdesiniz. Soğuğu iliklerinize kadar hissediyorsunuz. Üşüyorsunuz, çıkmak istiyorsunuz ama kimse sizin yanınızda bile değil. Bağırıyorsunuz, sizi kimse duymuyor. Elinizi sıkmak istiyorsunuz, ayağa kalkmak istiyorsunuz, kolunuzu oynatmak istiyorsunuz fakat bunların hiç birini yapamıyorsunuz. Ayak baş parmağınıza takılan bir barkotun olduğunu fark ediyorsunuz. Bu sefer kendinizi sorgulamaya başlıyorsunuz. Bütün sorgulamalarınızın tek bir cevabı vardı oysaki… O da, sizin artık bir ölü olduğunuzdu. Hani nerede o çok sevdiğin insanlar? Sen morgta buz gibi donarken, sesini bile duyuramazken yanında bile yoktur ailen. Herkes sizin için ağlıyor ama siz ne olduğunun farkında bile değilsiniz. Dualar okunuyor. İnsanlar toplanmış. Toprak kazılıyor. Bağırıyorsunuz beni gömmeyin orası çok karanlık, korkarım ben orada. özlerim sizi… Ama kimse seni duymuyor bile… Gözünden son göz yaşın damlar ve  sevdiklerin senin üzerine toprak atarlar, o daracık karanlık toprağın içinde sadece sen olursun. Engel olamıyorsun… Ben burada üşürüm, ben yalnız kalamam, ben sizsiz yapamam diyemiyorsun. İşte artık yalnızsın… Korkularınla baş başa, kendinle baş başa…

Allah der ki; “Kimi benden çok seversen onu senden alırım ve ekler, ‘Onsuz yaşayamam’ deme, seni onsuz da yaşatırım.” Ve mevsimler geçer, gölge veren ağaçların dalları kurur, sabır taşar, canından saydığın yar bile bir gün el olur, aklın şaşar, dostun düşmana dönüşür, düşman kalkar dost olur… Öyle garip bir dünya ki olmaz dediğin ne varsa olur… Düşmem dersin düşersin, şaşmam dersin şaşarsın, en garibi de budur ya öldüm der durur, yinede yaşarsın…

Yazımı okuduğunuz için teşekkürler 😊

https://www.facebook.com/BurcinTerziogluArabsFans/posts/1511112528902812:0

(Visited 240 times, 1 visits today)